NÜZÛL-İ İSA
MUSTAFA ŞEREF AYDIN ŞÜKRÜ ULUTAŞ
BİRİNCİ BÖLÜM
GİRİŞ
1.1.Yahudilikte Mesih İnancı
1.2. Hıristiyanlıkta Mesih İnancı
İKİNCİ BÖLÜM
KUR'AN'DA NÜZÛL-İ İSA
2.1. Hz. İsa'nın Vefatı Meselesi
2.2. Hz. İsa'nın Göğe Çekilme Meselesi
2.2.1. Ref’ Kelimesinin Anlamı ve İlgili Ayetler
2.2.2. Ref'in Ruh ve Cesedle Gerçekleştiğini Savunanların Delilleri
2.2.3. Ref'in Sadece Ruhla Gerçekleştiğini Savunanların Delilleri
2.3. Hz. İsa'nın Nüzulüne İşaret Ettiği Kabul Edilen Ayetler
2.3.1. Hz. İsa’nın Kıyametin Alâmeti Oluşuyla İlgili Ayet
2.3.2. Hz. İsa’nın Yetişkinlikte İnsanlarla Konuşmasıyla İlgili Ayet
2.3.3. Ehl-i Kitabın, Ölümünden Önce Ona İman Edeceğiyle İlgili Ayet
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
HADİS LİTERATÜRÜNE GÖRE NÜZÛL-İ İSA
3.1. Temel Hadis Kaynaklarındaki Nüzûl-i İsa Rivayetleri
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İSLAM KELAMINA AÇISINDAN NÜZUL-İ İSA MESELESİ
4.1. İslam Kelamına Göre Nüzul-i İsa Meselesi
4.2. Nüzûl-i İsa İnancının İtikadi Değeri ve Bu İnancı İnkâr Edenin Dini Durumu
GİRİŞ
Dinlerin çoğunda insanlığın maddi ve manevi sıkıntılarını sona erdirecek, içtimai ve dini hayatı ideal olgunluğa ulaştıracak bir otoritenin geleceği inancı vardır. Geleceği beklenen ideal zamanın vakti ve süresi her dinde merak konusu olmuştur. Genelde bu süreç dünya hayatının sonlarına doğru öngörülmüştür.
Yahudiler de Hıristiyanlar da hatta onlardan önceki insanlar da ömürlerini bir kurtarıcı bekleyişi içinde geçirmiş1; özellikle de zulme uğradıkları, adaletsizliğin her tarafı kapladığı zamanlarda böyle bir kurtarıcı beklemişlerdir.
1 Geniş bilgi için bkz., Hemler Rınggren, “Yahudi Mesihçiliği”, Mesih’i Beklerken Mesihçi ve Millenarist Hareketler, (çev.: Ali Coşkun), İstanbul 2003, s. 45-52; Hemler Rınggren, “Mesihçilik”, Mesih’i Beklerken Mesihçi ve Millenarist Hareketler, (çev.: Ali Coşkun), İstanbul 2003, s. 45-52; Jacques Waardenburg, “Mesih”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2005, XXIX, s. 306-307. 115 13
“Mesih” terim olarak, “zamanı geldiğinde (ahir zamanda) Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilecek, bozulmuş olan düzeni yeniden kuracak, dünyayı hâkimiyeti altına alarak adaletle dolduracak ve insanlara doğru yolu gösterecek ilahi bir temsilci veya dini lider” şeklinde tarif edilebilecek özel bir anlama gelmektedir. (Ekrem Sarıkçıoğlu, Dinlerde Mehdi Tasavvurları, Samsun 1997, s. 15; Mehmet Aydın, Hıristiyan Kaynaklarına Göre Hıristiyanlık, Ankara 1995, s. 45. )
NÜZUL-İ İSA HAKKINDA YAZILAN ESERLER
1. el-Keşmiri, et-Tasrih bima Tevatere fi Nüzuli’l-Mesih: Yazar burada konuyla ilgili hadsileri bir araya getirmiştir. Ayrıca bu çalışma Kadiyanilere bir reddiye niteliği taşımaktadır.
2. el-Kevseri, Nazratün Abire fi Mezaimi men Yünkiru Kable’l-Ahire: Bu eser de Nüzul-i İsa’yı inkâr edenlere karşı cevap niteliğinde olan bir eserdir.
3. el-Gumari, İkametü’l-Burhan ala Nüzuli İsa Ahirezzaman: Gumari burada ahad haberin hüccet olduğunu belirtmiş ve konuyu bu çerçevede incelemiştir.
4. Herras, Faslü’l-Makal fi Ref’i İsa Hayyan ve Nüzulihi ve Katlihi’d-Deccal: Bu eserde, Hz. İsa’nın kıyametten önce yeryüzüne ineceği hususu bir takım delillerle ispat edilmeye çalışılmıştır.
5. Zeki Sarıtoprak, İslam İnancı Açısından Nüzûl-i İsa Meselesi: Sarıtoprak ayet ve hadisler ışığında nüzul-i İsa meselesini irdelemiştir.
6. Suyuti, Nüzûlü İsa b. Meryem Ahire’z-Zeman: Hz. İsa’nın göğe çıkarıldığını ve kıyametten önce geleceğini bir takım deliller ortaya koymak suretiyle ispat etmeye çalışmıştır.
7. M. Hayri Kırbaşoğlu, “Hz. İsa’yı (a.s.) Gökten İndiren Hadislerin Tenkidi”, İslamiyat III, Ekim-Aralık 2000: Yazar burada Hz. İsa’nın nüzulü ile ilgili rivayetlerin isnad ve metin tenkidi üzerinde yoğunlaşmış ve Hz. İsa’nın kıyametten önce tekrar gelmeyeceğini belirtmiştir.
8. Mahmut Şeltut, “Ref’u İsa”, (trc.: Ethem Ruhi Fığlalı), AÜİFD, XXIII, s. 319-324: Hz. İsa’nın ref’i meselesi incelenmiştir. Dolayısıyla nüzulüne de değinilmiştir.
9. Taftâzânî, Şerhü’l-Makâsıd fî İlmi’l-Kelam: Burada Taftazani, nüzul-i İsa konusundaki hadisleri zahiri manaları üzerine hamletmenin muhal olmadığını ve te’vil yolunun açık olduğunu bildirmiştir.
10. El-Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, (trc.: Şerafeddin Gölcük).
11. Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu’l-Akl: Eser konuyla ilgili Mahmut Şeltut’a verilen cevapları ihtiva etmiş ayrıca, eserde çok önemli tespitler de yapılmıştır.
12. M. Saim Yeprem, “Hz. İsa’nın Nüzûlü Hakkında”, Nesil Dergisi, sy. 4.
13. Ali Coşkun, Mesih’i Beklerken Mesihçi ve Millenarist Hareketler.
Yahudilikte Mesih İnancı
Mesih inancı Yahudi amentüsünün temel unsurlarından birisidir.
MESİHİN ÖZELLİKLERİ
Mesih, Hz. Davud’un soyundan gelecek olan bir kraldır.
Gelecek kurtarıcı Mesih normal yeryüzü kralları gibi hüküm sürmeyecektir. Allah’ın dostu ve sözcüsü gibi hareket edecektir.
Kötülükleri silahla değil, barışçı yollardan, hatta “ağzının kuvveti” ile izale edecektir. Şerleri dudaklarından çıkan “nefes”le mağlup edecektir.
Gücünü gerçek dinden kaynaklanan adalet ve imandan alacaktır.
Onun gayretleri sonucunda yeryüzü, içinde şiddet ve tahribat olmayan bir cennete dönüşecektir.
Frencine Kaufmann-Josy Eisenberg, “Yahudi Kaynaklarına Göre Yahudilik”, (çev. Mehmet Aydın), Din Fenomeni, s. 97; KM, Daniel, 9/1-27.
Yahudilikte, Eski Ahit’te Nevim ve Talmud, Mesihin şahsiyetinden daha çok Mesihî devreye önem vermişlerdir. Onlara göre Allah, Mesihî dönemin olacağını düşünerek dünyayı yaratmıştır. Buna göre Mesih, insanlık tarihinin bir sonucudur. Yine Mesihî toplum, insanların çabalarıyla oluşturulmuş ideal bir toplumdur. İnsanlık bu işte başarılı olmazsa bile, Allah yine de Mesihi gönderecektir. Talmud’da (Sanhedrin 98) geçen şu söz de bunu ifade etmektedir: “Mesih, insanlık tam olarak iyi veya tam olarak kötü olduğu zaman gelecektir.” Mesih, yargı günü, ölülerin dirilmesi, Allah’ın Krallığı’nın kurulması ve evrensel barış ile aynı zamana rastlayan ahir zamanda görünecektir.
İlk Yahudiler, Mesihî dönemle gelecek dünya ve öbür âlem arasını ayırmışlardır.
*Geleneğe göre Mesih, bu dünyaya gelmek için yönelmiş ruhlar kümesinin tükendiği yahut İsrail tarafından akıtılan gözyaşlarının toplandığı bardağın dolduğu andan itibaren gelecektir.
*Hahamlar devrinde ise Mesih inancı, Yahudiliğin temel akidelerinden biri durumundadır.
*Fakat bazı dini çevreler İsrail devletinin yaratılması, sürgünlerin toplanması olayını Mesih devri öncesi bir hadise olarak yorumlamışlardır.1
1 Bkz, Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 299; Mehmet Aydın, Din Fenomeni, Konya 1996, s. 102.
Reformist Yahudiler, Liberal Yahudiler gibi Mesihçiliği reddetmişlerdir. Mesih ümidi, İlk Siyonistlerin çalışmalarına bağlanmış, zaman içinde onların amaç ve eylemleriyle irtibat içinde olmuştur.1
1 Bkz., Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara 1996, s. 176.
Yahudi tarihi boyunca iki tip Mesihçilik arasında gerilim mevcut idi. Birisi kendi mucizevî ve doğaüstü unsurlarıyla birlikte dogmatik, diğeri ise rasyonalisttir. Ortaçağ boyunca birincisi geçerliyken, son dönemlerde hahamî tutum daha yaygın bir biçimde kabul edilmiştir. Zira bu tutum, rasyonalist olmakla birlikte daha ciddi ve tedbirlidir.1
1 R.J. Zwi Werblowsky, “Yahudi Mesihçiliği”, Mesih’i Beklerken Mesihçi ve Millenarist Hareketler, (çev.: Ali Coşkun), s. 58.
Yine Eski Ahit’te Mesih’in bir şahit ve Allah’ın kulu olduğundan bahsedilmektedir. İşaya’daki bir ayete göre: “O seçilmiştir ve milletler için hakkı meydana çıkaracaktır. Bağırmayacak, sesini yükseltmeyecek, ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek, halkı hakikate erdirecektir” 1 Yine İşaya’da bazen Rab Yahve’nin kendisi kurtarıcı Mesih rolünde görülmekte ve kurtuluş zamanının kralı olarak zikredilmektedir. 2
1 KM, İşaya, 42/1-4; 50/4-19.
2 Bkz., KM, İşaya, 52/7.
Mesih umudu aslında Yahudi dininin özelliklerinden birisidir. Her Yahudi, Mesihin kavimlerine mutluluk bahşedeceği çağı güvenle beklemektedir. Bu çağda, İsrailoğulları esaretten kurtulacak, Mabed yeniden inşa edilecek; Tanrı’nın nuru onlar üzerine olacak ve onlar “seçkin kavim” sıfatıyla Filistin’e yerleşecekler. İnanışa göre bütün bunlardan sonra Tanrı’nın devleti kurulacaktır. O gün, Yahudiler için sevinç ve bayram günüdür.1 Bu görüşün bazen milli çerçeveyi aşarak bütün milletleri de kapsadığı göze çarpmaktadır.2
1 KM, İşaya, 65/17-25.
2 KM, Mika, 4/2-3; Daniel, 7/13-28, 6/26-27; İşaya, 2/3-4.
Hıristiyanlıkta Mesih İnancı
Mesih inancı, Hıristiyanların iman esaslarının başında gelmektedir. Hıristiyanlık’ta Mesih, İsa ile gerçekleşmiş ve onunla evrensel “İlahi Krallık” başlamıştır. Hıristiyan inancına göre, iki defa gelecek olan Mesih’in birinci gelişi gerçekleşmiştir. Buna göre, İsa birinci gelişinde hakarete uğramış ve başarısız olmuştur. Ancak ikinci gelişi dünyanın sonunda olacak ve zafere ulaşacaktır. Hz. İsa, ikinci kez gelmeden önce “Deccal” de çıkacaktır.1
Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 162; ayrıca bkz., Şaban Kuzgun, Dört İncil Farklılıkları, Çelişkileri, İstanbul 1991, s. 45.
Hıristiyanlara göre Hz. İsa, Romalılar’ın elinde, Yahudilerin teşviki ile çarmıha gerilerek öldürülmüş, ancak ölümünden üç gün sonra dirilmiş, havarilerine görünmüş ve daha sonra da Baba’nın yanına çıkarak sağ tarafına oturmuştur. O, beklenen şartlar gerçekleşince, oradan tekrar dünyaya gelecektir. Dünyayı sulh ve adaletle doldurup kendine inanmayanlardan intikam alacak ve saltanatı ebedi olarak devam edecektir.1
1Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, s. 249-250; ayrıca bkz., Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 204-221, 260-277. 115 27
Mesih, Hıristiyanlık inancına göre kıyamet gününün habercisidir.
Matta İncil’inde Hz. İsa’ya “insanoğlu” lakabı bizzat aynı İncil tarafından verilmekte ve Hz. İsa bizzat kendisinin gelişini haber vermektedir:
“Zira insanoğlu Babasının izzetinde melekler ile gelecek ve o zaman herkese kendi işine göre karşılık verecektir.” KM, Matta, 16/27.
Hıristiyanlar, “insanoğlunun” son günün büyük bunalımından önce gökten geleceğine ve yine bu gelişten sonra Tanrı’nın ona yargılama yetkisi vereceğine inanmaktadırlar. KM, Matta, 26/64.
Markos’ta mesihin ikinci gelişi açık bir şekilde anlatılmamıştır.
Yuhanna İncil’inde de, Hz. İsa’nın ikinci gelişine ayrıntılı bir biçimde pek yer verilmemiştir.
Luka İncilinde ise, insanoğlu ve onun geliş şekli daha ayrıntılı bir şekilde karşımıza çıkmaktadır:
Yine Luka İncilinde, Hz. İsa’nın geliş alametleri sıralamaktadır:
“1. Sahte Mesihler ortaya çıkacak, 2. Mabed yıkılarak taş üzerinde taş bırakılmayacak, 3. Ana, baba, kardeşler, akraba ve dostlar birbirlerini ele verecekler, hatta öldürecekler, 4. Millet millete karşı, ülke ülkeye karşı kalkacak, 5. Büyük zelzeleler, yer yer kıtlıklar ve vebalar olacak, 6. İnananlara haksız yere zulmedilecek.”1
1 KM, 21/5-36. 115 29
Hz. İsa’nın ikinci geliş beklentisi, Hıristiyanlar arasında kuvvetli bir ümit ve inanç halinde süregelmiş ve bir iman esası olarak Hıristiyan dininde yer almıştır. Ayrıca İsa’nın ikinci gelişine inanmayan Hıristiyan kimsenin imanı, bâtıl kabul edilmiştir. Zira Hıristiyan inancı bunun üzerine kurulmuştur.1
1 Hemler Rınggren, a.mk., s. 49.
Hıristiyanlara göre, Hz. İsa, ikinci gelişinde dünya hâkimiyetini kuracak ve O’nun beklenen devri başlatmasıyla Hıristiyan olmayanlar öleceklerdir. Bugün, Hıristiyanlar, -kimisi sembolik olarak kimisi de gerçekten inanarak- Paskalya bayramında Hz. İsa’nın gelmesini beklemektedirler. Sonuç olarak Hıristiyanlar, Yahudilerin bekledikleri Mesihin Hz. İsa olduğunu kabul etmekte, O’na çeşitli nitelikler atfetmekte ve ikinci defa geleceğine inanmaktadırlar.
Jacques Waardenburg, “Mesih”, TDV İslam Ansiklopedisi, XXIX, s. 306. 115 30
İslam dünyasında nüzuli isa ile ilgili ortaya çıkan görüşler
1- Hz. İsa, ruh ve bedenle ilahî huzura yükseltilmiştir. Kıyametten önce inecek, Peygamberimize tabi olacak, deccali öldürecek, adaleti gerçekleştirecektir. Ayet ve hadisler buna inanmayı gerektirir. Selefiye, Ehli sünnet ve şia bu görüştedir
2-Hz. İsa , Allah tarafından tabii bir ölümle öldürüldü. Ruhen yükseltildi. Bu konuda Kur’anın açık hükmü budur. Nüzuli İsayı kabul edenler ayetleri yanlış anlamıştır. Konuyla ilgili hadisler mütevatir değildir. Nüzuli İsa, İslamın genel ilkeleri ve tabiat kanunlarına aykırıdır. Muhtemelen bu mesele, Müslümanlara ehli kitabdan intikal etmiştir. Bu görüş, peygamberimizin son peygamber olması inancıyla da bağdaşmaz. Mutezile kelamcıları, Ahmed Emin, Abdulkerim el Hatib, Ebu Reyye ve Derveze bu kanaattedir.
3- Konuyla ilgili ayetler açık değildir ve pek çok hadis vardır. Dolayısıyla bu konuyu tümden reddetmek doğru değildir. Hz. İsa ruhlu –bedenli olarak ilahi huzura yükseltilmemiş, tabii ölümle ruhu kabzedilmiştir. Hadisler tevil edilmelidir. Hz. İsa’nın manevi şahsiyeti gelecek, sevgi, şefkat ve barış gibi değerler mensupları tarafından uygulanacaktır. Abduh ve Reşid Rıza bu görüştedir. Hâlimî ve Taftazanî de bu nassları tevil etmeyi caiz görmüşlerdir. Said Nursi’nin de kabul ettiği vecihlerden bir vecih budur.
4- Hz. İsa Hindistana kaçmış, Keşmirde tabii olarak ölmüştür. Hadislerde bahsedilen mesih Hz. İsa değil, ona benzeyen Gulam Ahmed Kadiyanidir.
KUR’AN’DA NUZUL-İ İSA
HZ. İSA’NIN VEFATI
إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Âli İmran- 55
Ayette belirtilen teveffa kelimesi vefa (v-f-y) kelimesinden türeyen bir fiildir. Bu kelimede, esas itibariyle bir işi veya sayılı olan bir şeyi tam yapmak ve ikmal etmek anlamları bulunmaktadır. Nitekim bir sözü tam olarak yerine getirmeye de vefa denir. “Birinden bir malı ya da herhangi bir şeyi, geride hiçbir şey bırakmaksızın tümüyle almak”1 anlamında da kullanılan teveffa kelimesi, can almak ve ruhu kabzetmek anlamlarında da kullanılışı yaygındır.2
1 Bkz. İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, III, s. 961.
2 İbn Manzur, a.g.e., aynı yer. 115 33
İMAM MATURÎDÎ
İmam Maturidi’nin (v.333/944) kaydettiği bir görüşe göre ayette takdim ve te’hir vardır. Yani “seni yanıma yükselteceğim ve nüzûlünden sonra öldüreceğim.” Ayette gerçek ölüm kastedilmiş olabileceği gibi, cismen dünyadan çekilmek manasının da muhtemel olduğuna işaret eder. Maturidi, her iki ihtimali de uzak görmeyerek özetle şöyle demektedir: “Burada kastedilen husus, ölüm manasındaki vefat değil, cismin dünyadan alınması anlamındaki vefattır. Bütün insanların ruhlarını kabzettiği gibi, O’nun ruhunu da normal insanların ruhu gibi kabzettiği hususu da ihtimal dışı değildir.”1
O, açık bir şekilde, Hz. İsa’nın ineceği ile ilgili rivayetlere yer verir ve O’nun inip Deccal’i öldüreceğini belirtir.2
Maturidi, Te’vilatü’l-Kur’an (Yazma) , vr. 80a-80b.
A.mlf, a.g.e., vr. 239a.
MÜCAHİD B. CEBR
Rasulullah’ın dönemine en yakın müfessirlerden birisi olan Mücahid b. Cebr (v. 104/722), “Onlar Hz. İsa’dan başka bir adamı çarmıha gerdiler. Onu Hz. İsa zannettiler. Çünkü o Hz. İsa’ya benzetilmişti” der ve O’nun diri olarak göğe çekildiğini söyler.
Mücahid, Tefsiru Mücahid, Katar 1976, s. 180-181. 115 34
TABERÎ
Taberi (v. 310/922) ise ayette geçen teveffa kelimesini, “yerden almak ve göklere çıkarmak” şeklinde yorumlayarak; “Bize göre en sıhhatli görüş, temelde vefat anlamına gelen bu kelimeyi, söz konusu ayette, kabzetmek ve yerden çekmek olarak anlamaktır. Buna göre ayetin anlamı ‘seni yerden alıp, göklere yükseltirim’ şeklinde olur. Ayetin devamında, Hz. İsa’nın ahir zamanda kâfirlere karşı olan galibiyetine dikkat çekilmesi, bu görüşü teyid eder mahiyettedir.”
et-Taberi, Tefsir, III, s. 290-291.
Müfessirlerin büyük bir kısmı, ayette belirtilen teveffa kelimesinden onun ölümünün kastedilmediğini söylemişlerdir. Buna göre söz konusu fiil bazı alimlere göre “uyutmak” anlamına gelmektedir. 4
Zemahşeri, el-Keşşaf an Haka’iki Ğavamidı’t-Tenzil, Beyrut 1995, I, s. 360; Kurtubi, el-Cami’u li Ahkami’l-Kur’an, Beyrut 1993, IV, s. 64-66; es-Suyuti, ed-Durru’l-Mensur fi’t-Tefsiri bi’l-Me’sur, Beyrut 1993, II, s. 227-229.
ŞEVKANİ- İBN KESİR
Şevkani (v. 1250) ayette geçen vefattan maksadın uyku olduğu görüşüne ağırlık vermiştir.5
eş-Şevkani, Muhammed b. Ali, el-Cami’u beyne Fenniyi’r Rivayeti ve’d-Dirayeti min İlmi’t- Tefsir, Beyrut 1413, I, s. 383-384
İbn Kesir (v. 774/1372), ‘vefat’ kelimesinin uyku anlamına geldiği görüşünden hareketle, “Allah O’nu uykusunda semaya yükseltmiştir” şeklinde açıklamaktadır. Ayetteki ‘vefat’ ifadesiyle uykunun kastedildiğini belirten İbn Kesir bunu desteklemek için Hz. Hasan’ın böyle düşündüğünü, cumhurun görüşünün de bu istikamette olduğunu ifade eder. Bununla beraber “ayetlerin siyakı Hz. İsa’nın halen hayatta olduğunu haber vermektedir” der.
İbn Kesir, Tefsir’ul Kur’ani-l Azim, Beyrut 1969, I, s. 346,575
SUYÛTÎ
Suyuti (v. 911/1505) de ilgili ayetteki ‘vefat’ kavramının uyku anlamında kullanıldığını beyan ederek, Hz. İsa’nın ölmediğini, zira bu konuda sahih rivayetlerin bulunduğunu söylemiştir. Ayrıca Suyuti bu konuda, “Hz. İsa göğe çıkarıldı ve o kıyametten önce gelecektir” der.1
Suyuti, a.g.e., II, s. 225-227.
MUHAMMED HALİL HERRAS
İlgili ayet hakkında benzer bir yorum da Muhammed Halil Herras tarafından yapılmıştır. Buna göre Herras, şöyle demektedir: “Teveffâ lafzından ölüm ve uyku anlaşılabilir. Her iki ihtimal de mümkündür. Aslında teveffa, yerine getirmek manasına da gelir. Fakat ‘Allah’a ref’ etmek’ lafzı, muhkemdir. Hem manasında, hem de te’vilinde ruhen ve cismen ref’ söz konusudur. Durum böyle olunca, teveffa kelimesinin manalarından ref’ kelimesine en uygun geleni ‘uyku’ anlamıdır ve o anlamda yorumlanmalıdır.”1
M. Halil Herras, Faslu’l-Makal fi Ref’i İsa, Kahire 1969, s. 10
MEVDÛDÎ
Mevdudi’ye göre, ‘vefat’ görevden alma manasında mecazi olarak kullanılmıştır. Allah, Hz. İsa’yı geri çağırmıştır. Çünkü İsrailoğulları getirdiği apaçık ayetlere rağmen O’nu reddetmiştir.1
Mevdudi, Tefhimü’l Kur’an, İstanbul 1991, I, s. 231.
EBU BEKİR VASATÎ
Ebu Bekr el-Vasati teveffa kavramını, Hz. İsa’nın nefsinin şehvet ve arzulardan temizlenip arındırılması ve böylece onun melekût âlemine layık bir seviyeye gelmesi şeklinde değerlendirmektedir.1
Razi, Mefatihu’l-Gayb, Beyrut tsz., II, s. 692.
ZEMAHŞERÎ
Zemahşeri (v. 538/1144) ise konu ile ilgili ayet hakkında şunları kaydeder: Hz. İsa’nın ecelinin geliş vaktine kadar, ölümünün ertelendiğini belirterek “Hz. İsa onların öldürmesiyle değil normal eceliyle ölecektir” der.1
Ez-Zemahşeri, el-Keşşaf, I, s. 432-433.
İBN ATIYYE
Müfessir İbn Atiyye (v. 546/1152), ayeti şu şekilde yorumlar: “Zahirine göre, yeryüzünde ikinci defa ölecektir.” Ona göre Hz. İsa bir kere ölmüştür. Başka bir ifadesindeyse “o şimdi hayattadır” diyerek, bu konudaki icmayı delil gösterir ve: “Hz. İsa’nın –gökte- hayatta olduğu ve ahir zamanda geleceği hususunda rivayet edilen mütevatir hadislerin muhtevası üzerinde, ümmet icma etmiştir” der.6
İbn Atiyye, el-Muharrar, XIII, s. 255. 115 36
RAZİ
Fahreddin er-Razi (v. 606/1209) ise ilgili ayeti şöyle tefsir etmiştir: “Senin ömrünü tamamlayacağım, o zaman seni vefat ettireceğim. Öldürmeleri için seni onlara teslim etmeyeceğim. Göklerime yükselteceğim, meleklerime yaklaştıracağım. Seni öldürmeye fırsat bulmayacaklar. Çünkü seni koruyacağım1
Razi, a.g.e., VIII, s. 78.
KURTUBÎ
Kurtubi (v. 671/1272), ayette takdim ve te’hir olduğu görüşünden hareketle, “seni katıma yükselterek kâfirlerden temizleyeceğim ve semadan indikten sonra seni vefat ettireceğim” anlamını verir. O, ayetteki, ‘vefat’ kelimesiyle, uykunun kastedildiği şeklindeki yorumlara katılmaz ve Allah’ın Hz. İsa’yı uyku ve ölümün dışında göğe yükselttiğini belirtir.1
1Kurtubi, el-Cami’u li Ahkami’l-Kur’an, s. 314.
ÂLÛSÎ
Müfessir el-Alusi’ye (v. 1271/1854) göre söz konusu ibarede bir kinaye vardır. Burada ‘vefat’tan kastedilen anlam, insanın melekût âlemine ulaşmasını engelleyen şehevani kuvvelerin ölümüdür. Dolayısıyla Hz. İsa, diri ve uyanık olarak göğe çıkarılmıştır. Alusi’nin görüşlerinin açılımı şudur: Hz. İsa bugün madde âleminin dışındadır. Çünkü melekler âlemine yükseltilmiştir. Maddi ihtiyaçları yoktur ve şehevi duyguları öldürülmüştür.1
El-Alusi, Ebu’l-Fadl Fiihabüddin Seyyid Mahmud, Ruhu’l Meani, Beyrut tsz., III, s. 179.
Reşid Rıza (v. 1354/1935), Muhammed Abduh (v. 1323/1905) ve Mahmut Şeltut’un (v. 1383/1963) bulunduğu bir grup Mısırlı âlim “vefatı” gerçek anlamda değerlendirmişlerdir
ABDUH – REŞİD RIZA
İlgili ayetten, Hz. İsa’nın ölümünü anlayan Reşid Rıza’ya göre ayetin manası şöyledir: “Seni öldüreceğim ve öldürdükten sonra da yüksek bir makama çıkaracağım.” Rıza, Hz. İsa’nın cismiyle ve ruhuyla göğe çıkarıldığı görüşüne katılmadığını ifade ederek, bu konuda Abduh’un görüşlerini şöyle açıklar: Hz. İsa normal olarak ölmüştür ve Allah katına ruhen mertebe itibariyle yükselmiştir. Konuşma adabında bunun örnekleri vardır. Birisinden bahsederken, onun ruhunun kastedilmesi mümkündür. Zira “ruh, insanın hakikatidir”. Dolayısıyla burada da Hz. İsa’dan bahsedilirken onun ruhu kastedilmiştir.
Reşid Rıza, Tefsiru’l-Menar, III, s. 316-317. 115 37
MAHMUT ŞELTUT
Şeltut da Hz. İsa’nın öldüğü kanaatindedir. Şeltut, “ilk akla gelen, vefatın ölüm manasında anlaşılmasıdır” der. Bir ayette (Nisa, 4/158) vefat ettirileceğine dair söz verilir, sonraki başka bir ayette (Al-i İmran 3/53) ise verilen sözün tahakkuk ettiğini kesin olarak haber verir. Ancak Şeltut’un bu yorumuna göre Nisa süresindeki bu ayet, Al-i İmran süresinden önce nazil olması gerekir. Hâlbuki böyle bir kesinlik söz konusu değildir. Aksine sure itibariyle Al-i İmran’ın, Nisa süresinden önce nazil olduğu hususunda görüş birliği vardır.
Suat Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyet, İstanbul 1987, s. 21; ayrıca bkz., Ömer Özsoy- İlhami Güler, Konularına göre Kur’an, Ankara 2003, s. 827-833.
MUHAMMED ZAHİD KEVSERÎ
Osmanlının son dönem âlimlerinden Kevseri (v. 1371/1951), “vefat” kelimesini incelerken, tarihi perspektiften bakmaktadır. Ona göre, bugün bir kelimenin ifade edeceği mana, geçmişte farklı bir anlam taşımış olabilir. Kevserî, bu konuda Kur’an’dan bazı örnekler getirmektedir. Konumuzla ilgili olan Al-i İmran 3/55’i ise şöyle yorumlar: Ayette geçen müteveffike kelimesi, bugünkü dilde ilk olarak “ölüm” şeklinde anlaşılır. Ancak bu dilin gelişmesiyle söz konusu olmuştur. Hâlbuki Kur’an’ın nüzûlü zamanında ve sahabelerin kendi aralarındaki hitaplarında bu mananın anlaşılması zaruri değildir. Şayet gerekli olsaydı, “Allah, ölüm vakti gelen nefisleri vefat ettirir” mealindeki ayette geçen ve ölüm manasına gelen mevt kelimesi abes olurdu. Allah’ın kelamı abes lafızlardan münezzehtir. Yukarıdaki ayette, iddia edildiği gibi Allah “Hz İsa’nın ölümünü” kastetmiş olsaydı, böyle farklı ifadeler kullanmazdı. Madem ki Allah, Yahudilerin onu öldürmediğinden, vefattan ve göğe yükseltmekten bahsetmiş, o halde burada normal ölümün ötesinde bir mana olmalıdır.
Kevseri, Nazra ‘Abira fi Meza’imi Men Yunkiru Nuzule İsa Kable’l-Ahira, 2. Baskı, Kahire 1987, s. 99.
ÖMER RIZA DOĞRUL
Ömer Rıza Doğrul ise ilgili ayetin yorumunda, Hz. İsa’nın öldürülmediğini, bilakis tabii bir surette vefat edeceğini beyan eder.6
Ömer Rıza Doğrul, Tanrı Buyruğu, İstanbul 1980, s. 97.
CELAL YILDIRIM
Celal Yıldırım ise, ‘Hz. İsa’nın ruhi yapısının çok güçlü oluşundan hareketle, Onun bedenî yapısının ruhî yapıya dönerek, bir anlamda melekleştiği ve bu şekilde yükseltildiği’ şeklinde bir açıklama getiriyor.7 Celal Yıldırım meseleyi madde ve enerji açısından izaha çalışmıştır. Buna göre Hz. İsa’nın ruhi yapısı, Cebrail’in nefhasiyle olduğundan çok güçlüydü. Rasülullah’ın miraca çıkışı gibi o da göklere çıkmıştır. Onun biyolojik yapısı ruha dönüşmüştür. Tıpkı maddenin enerjiye dönüşmesi gibi.1
Celal Yıldırım, Asrın Kur’an Tefsir, İzmir 1986, I, s. 214. II, s.925
HZ. İSA’NIN GÖĞE YÜKSELTİLMESİ
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا
بَل رَّفَعَهُ اللّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
NİSA 157-159
REF’ KELİMESİ
Ref’, kelime olarak, bir şeyi yukarı koymak, manen yüceltmek, yükseltmek ve kaldırmak anlamlarına gelmektedir. Nisa 4/158’de, Hz. İsa’nın göğe çekilmesini ifade eden ref’ kelimesi, lügatte “yükselmek” anlamına gelmektedir. Ref ister maddi olsun isterse manevi olsun, “alçaltmanın zıddıdır” diyebiliriz.1
1 Bkz., İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, VIII, s. 129-131.
2 Geniş bilgi için bkz., İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’an, I, s. 366; Kurtubi, el-Cami’ li Ahkami’l-Kur’an, IV, s. 65; Mustafa Sabri, Mevkifu’l-Akl ve’l-İlm ve’l-Alim min Rabbi’l-Alemin ve İbadihi’l-Mürselin, Beyrut 1992, IV,
Ref’in Ruh ve Cesetle Gerçekleştiğini Savunanların Delilleri
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, müfessirler arasında, Hz. İsa’nın Yahudilerin elinden kurtulduğu ve O’nun yerine bir başkasının öldürüldüğü konusunda -ayetin açık lafzında da geçtiği üzere- görüş birliği vardır. Hz. İsa’nın yükselişinin beden ve ruh ile vuku bulduğu konusunda ise, müfessirlerin cumhuruna göre genel bir kanaat bulunmaktadır.1
Taberi, Cami’u’l-Beyan, III, s. 289-292; İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’an, I, s. 366; İbn Kuteybe, Tefsiru Garibi’l-Kur’an, Kahire 1958, s. 106.
MATÛRİDÎ
Maturidi (v. 333/944), Hz. İsa’nın öldürülmediği ve O’nun canlı bir şekilde Allah’ın katına yükseltildiğini belirtir. Maturidi bilhassa “Hz. İsa’nın Allah’ın yanında belli bir mekânda bulunduğu” anlamından kaçınılması ve bundan, “mekân fikri”nin çıkarılıp bir mekân tespitine gidilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Aksi halde, bu, Maturidi’ye göre antropomorfizme götürür ki, bu da Allah’ın sıfatlarına ters düşer. Maturidi bu konuda itikadi yanlışa düşmemek, dolayısıyla “tevhid inancı”ndan sapmamak için, bir “mekân tespit etmeksizin yüceltme” fikrini uygun bulmaktadır.
Maturidi, Te’vilatü’l-Kur’an (Yazma), vr. 16a-66b, 133b-134a
MÜCAHİD B. CEBİR
Mücahid b. Cebr (v. 104/722), “Onlar Hz. İsa’dan başka bir adamı çarmıha gerdiler. Onu Hz. İsa zannettiler. Çünkü o Hz. İsa’ya benzetilmişti” der ve onun diri olarak göğe çekildiğini söyler.
Mücahid, Tefsiru Mücahid, Katar 1976, s. 180-181.
MUSTAFA SABRİ EFENDİ
Sabri Efendi, “Nisa 4/158’de geçen ve “bilakis” şeklinde tercüme ettiğimiz ‘bel’ edatı, olumsuzluk ifade eden bir cümleden sonra gelirse, gramer kaidesine göre kendinden sonraki cümle, kendinden önceki cümlenin tamamen zıddı olması gerekir. Ölümün karşıtı canlılıktır. Şayet biz, “burada manevi ref’ söz konusudur ve Hz. İsa normal olarak vefat etmiştir” dersek, bu kaideye ters düşmüş oluruz. Zira bu takdirde ‘bel’ edatından sonra gelen ref’, edattan önce gelen, aynı zamanda olumsuz bir cümle olan öldürme ve asma fiillerine ters olmaz. Çünkü bir şahıs hem öldürülmüş, hem de ruhu göğe yükseltilmiş olabilir. Aksi halde bu tabir anlamsız olur ki, Kur’an-ı Kerim böyle manasız ifadelerden uzaktır” demek suretiyle önemli bir noktayı gözler önüne sermiştir.4 Ayrıca Sabri Efendi, Hz.
İsa’nın yalnız ruhen ref’ edildiğini Muhammed Abduh’tan (v. 1323/1905) başka hiç kimsenin iddia etmediğini ifade eder.
Mustafa Sabri, Mevkifu’l-Akl ve’l-İlm ve’l-Âlim min Rabbi’l-Âlemin ve İbadihi’l-Mürselin, Beyrut 1992, IV, s. 177, 230.
MUHAMMED ZAHİD KEVSERİ
Zahid Kevseri ise, ref’ kelimesi ‘ila’ harfi ceri ile kullanıldığı vakit bunun kesin olarak maddi yükselmeye işaret ettiğini belirtir. Yine ilgili ayette hitap sigasının kullanılması da ref’in ruh ve cesedle olduğunu göstermektedir. Al-i İmran, 3/55’te “seni yükseltiyorum” manasında hitap zamiriyle ‘râfi’uke’ kelimesi zikredilmiş, Nisa, 4/158. ayette de “bilakis Allah onu yükseltti” manasında ‘bel rafa’ahu’llâhu ileyh’ şeklinde üçüncü tekil şahıs zamiri olan gaib zamiri kullanılmıştır. Bu durumda, gramer kuralına göre bizzat kendisi kastedilmelidir ki, zamir kime ait ise, onun zatının kastedilmesi gerektiği hususu, Arap dilinin umumi bir prensibidir.
ELMALILI
Elmalılı Hamdi Yazır (v. 1361/1942), ilgili ayetin mealinde, “İsa ölmemiştir, kıyametten önce tekrar gelecektir” mealindeki bir hadise atıfta bulunarak, “ayet, zahiri olarak anlaşılanın dışında, başka bir mana ile te’vil edilmelidir” demektedir. Ona göre Hz. İsa’nın ruhu henüz kabzedilmemiştir. Zira ruhunun eceli gelmemiştir. Allah’tan bir kelime olan ve Ruhu’l-Kudüs ile te’yid edilmiş olan Mesih İsa, henüz Allah’a dönmemiştir. Onun daha dünyada göreceği işler vardır. Kıyametten evvel eceli gelecek, vefat edecek ve ruhu kabzolunacaktır. Her ne kadar inkârcılar suikast sırasında Hz. İsa’yı öldürüp astıklarını zannetmişlerse de, o ölmemiştir. Çünkü Allah “muhakkak seni öldüreceğim” şeklinde buyurmuştur. Müslümanlar arasında meşhur olan mana ve inanç da budur.
Nisa, 4/157 ayetini, Hz. İsa’nın ölmüş olduğu şeklinde yorumlayanlar, aynı zamanda onun göğe yükseltildiğini reddedenlerdir. Mesela, Reşid Rıza, Muhammed Abduh ve Mahmut Şeltut, ayeti böyle anlar ve bu nedenle onun kıyametten önce nüzulü hadisesini kabul etmezler.
NÜZULÜ İNKAR EDENLERİN ARGÜMANLARI
1. Hz. İsa ölmüştür. Buna, konu ile alakalı ayetin zahiri açıkça delalet etmektedir. Yüce Allah bu ayette inni müteveffike ve rafi’uke buyuruyor. Bunun açık anlamı “ben seni öldüreceğim ve sonra ruhunu katıma yükselterek seni kâfirlerden koruyacağım” demektir.
2. Allah’ın insanlık için koyduğu kanunlardan biri de, yeryüzündeki tüm canlıların ölümlü oluşudur. Kur’an’ı Allah’ın bu kanunlarına göre anlamak, temel tefsir kaidesidir. Yüce Allah, Hz. Peygamber dâhil hiç kimseye ölümsüzlük vermediğini kesin olarak ifade etmiştir. Burada ‘hiç kimse’ ifadesinin kapsamına Hz. İsa’nın gireceği şüphesizdir. Şu halde, Hz. İsa’nın ölmediğini ve kıyametten önce yeryüzüne ineceğini iddia etmek, bu ayete ve Kur’an’ın bütününe ters düşmekten başka bir şey değildir.
Bu fikir sahiplerinin temel hareket noktası, Kur’an-ı Kerim’in, Allah’ın kanununda değişiklik bulunmadığını bildirmesidir. Hz. İsa’nın cismiyle göğe yükseltilmesi, Allah’ın arzdan çıkan maddelerin tekrar arza dönecekleri hakkındaki kesin kanununa aykırıdır. Madde, madde olarak ve tabiatında bir değişiklik olmadan, harici tesirler bulunmadan yukarı kalkamaz. Hiçbir beşere böyle bir hal olmamıştır.
Bu âlimlere göre, ayette geçen ref’ kelimesi, ‘bel rafa’ahu’llahu ileyhi’ ifadesindeki ileyhi (kendisine) kısmında da geçtiği üzere, daha çok, manevi dereceler açısından yükseltilmeyi ifade etmektedir. Bu manada Hz. Lut, “Ben Rabbime hicret ediyorum...”derken, Hz. İbrahim de, “Ben Rabbime gidiyorum…” demiştir. Yoksa bu ifadelerden hareket ederek Hz. İbrahim ve Hz. Lut’un semaya gittikleri iddia edilemez. Yine aynı şekilde, Hz. İdris hakkındaki “Onu yüce bir yere yükselttik” ifadesinin manası, onun manevi derecesinin yükseltilmesi anlamındadır. Hz. İsa’nın ruhunun göklere çıktığına ve kendisine manevi nimetler verildiğine inanmak, Allah’ın tüm iyi kullar için vaat ettiği ve öğütlediği genel tabii kanunlara ve sözlü kanun olan Kur’an’a daha uygundur. Bu düşünce sahiplerinden birisi olan Mahmut Şeltut konuyla ilgili şöyle demektedir: “Hz. İsa normal olarak Allah tarafından vefat ettirilmiştir. Onun için söz konusu olan derecesinin yükseltilmesidir.”
MAHMUT ŞELTUT
O’na göre Nüzuli isa’yı kabul edenler;
a) İlk olarak İsa’nın Deccal’den sonra ineceğini bildiren rivayetlere dayanmaktadırlar. Fakat bu rivayetler, gerek sözleri, gerek anlamları bakımından birbirlerine öyle zıt ve birbirinden öylesine ayrıdır ki, aralarında bu birliği gerçekleştirmek mümkün değildir. Nitekim hadis bilginleri de, bu durumun böyle olduğunu bildirmişlerdir. Üstelik bunlar, Ehl-i Kitaptan Müslüman olmuş Vehb b. Münebbih ve Ka’bu’l-Ahbar’dan gelen rivayetlerdir ve bu şahısların hadis ilmindeki yerleri, hadis tenkitçileri tarafından iyi bilinmektedir.
b) İkinci olarak, Ebu Hureyre’den rivayet edilen İsa’nın Nüzûlü ile ilgili bir hadise dayanıyorlar. Bu hadisin sahih olduğu ispatlansa bile, o âhâd bir hadistir. Oysa âlimlerin icmaına göre âhâd hadisler ne itikadi konular için bir temel teşkil eder, ne de gayba ait konular için bunlara dayanılabilir.
c) Üçüncü olarak miraç hadisine dayanırlar. Bu hadiste, Hz. Muhammed, semaya çıktığı ve semanın kapıları onun için arka arkaya açılıp oralardan girmeye başladığı zaman o, ikinci semada İsa (a.s) ve yeğeni Yahya’yı görür. Bu delilin zayıflığını da ortaya koymak, bizim için yeterli olacaktır; çünkü hadis şarihlerinden pek çoğu miraç hadisini ve Hz. Muhammed’in diğer nebilerle bu görüşmesini, cismani değil ruhi bir anlamda almışlardır.
Şeltut konuyla ilgili şu sonuca varır:
a) Hz. İsa’nın cesedi ile semaya yükseltildiğine, orada şu ana kadar hayatta olduğuna ve ahir zamanda bulunduğu yerden dünyaya ineceğine dair inanışın varlığı hususunda, ne Kur’an-ı Kerim’de ne de Rasulullah (s.a.v.)’ın hadislerinde kalbin tatmin olmasını sağlayacak inandırıcı bir şey vardır.
b) Hz. İsa’nın durumu hakkında gelmiş olan ayetler, Allah’ın onu eceliyle öldüreceğini, kendine ref’ edeceğini ve onu, inkâr edenlerden temizleyeceğini vaad ettiğini göstermektedir. Bu vaad de gerçekleşmiştir.
c) Hz. İsa’nın ineceğini inkâr eden bir kimse, kesin delillerle sabit olmuş bir şeyi inkâr etmiş olmaz. Bu yüzden o kimse tekfir edilemez.
Hz. İsa’nın Kıyametin Alâmeti Oluşuyla İlgili Ayet
وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Müfessirlerin çoğu yukarıda belirttiğimiz ayetteki “o” zamirini Hz. İsa’ya atfederken, Hz. Muhammed’e veya Kur’an’a da atfedilmesini ihtimal dâhilinde görenler vardır.2 Zamirden sonra gelen “le ilmün” kelimesi için üç kıraat rivayet edilmiştir. Birinci kıraat, “kıyametin bilgisi” manasında “le ilmün”, ikinci kıraat, “kıyametin alameti” manasında “le alemun”, üçüncü kıraat ise, “kıyametin uyarısı” manasında “le zikrün” şeklindedir.
İbn Abbas, “ Zuhruf 43/61. ayetten murad, Hz. İsa’nın kıyamet gününden önce ortaya çıkmasıdır” demektedir. Bu rivayeti İbn Cerir, İbn Ebi Hatim ve Taberani çeşitli yollardan tahriç etmiştir.
Katade, “Hz. İsa’nın nüzulü, kıyamet için bir işarettir” demektedir. Bunu Abdürrezzak, Abd b. Humeyd ve İbn Cerir tahriç etmiştir.
Hasan Basri de Zuhruf 43/61. ayetten maksadın, Hz. İsa’nın nüzulü olduğunu söylemektedir. Bunu Abd b. Humeyd ve İbn Cerir tahriç etmiştir.
İmamı Azam’ın Fıkh-ı Ekber adlı eserini şerh edenlerden birisi olan Allame Aliyyul Kâri (v. 1014/1605), bu ayetin Hz. İsa’nın nüzuluna delil olan ayetlerden birisi olduğunu ifade etmektedir.
İbn Kesir (v. 774/1372) ve Elmalılı (v. 1361/1942) gibi âlimlere göre Hz. İsa’nın babasız yaratılışı, çeşitli mucizeleri ve neticede nüzûlü kıyametin yaklaştığını bildiren alametlerdendir. Benzer bir yorumu Şia âlimlerinden et-Tabatabai (v. 1402/1981) de yapmıştır.
Mevdudi ve Şeltut’un (v. 1383/1963) ilgili ayet hakkındaki yorumu ise, Hz. İsa’nın kıyametin alameti oluşu, babasız olarak dünyaya gelişi açısındandır.
Muhammed Hamidullah, Muhammed Esed ve Süleyman Ateş ayetteki zamiri Kur’an’a irca etmişlerdir.
Hz. İsa’nın Yetişkinlikte İnsanlarla Konuşmasıyla İlgili Ayet
وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ
Âli imran 46
Kehl: Otuz ile elli veya altmış yaşları arasında bulunup, saçları ağarmaya başlayan veya gençlik devresini atlatıp ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale ermiş kişi anlamına gelir.
Hüseyin İbn Fadl el-Beceli “kehlen”den maksadın Hz. İsa’nın ahir zamanda semadan inerek insanlarla konuşup, Deccali öldürmesinden sonraki dönem olduğunu belirtir.
Buna paralel olarak İbn Zeyd de “İsa (as) beşikte iken insanlarla konuştu. Deccali öldüreceğinde “kehl” halinde iken de insanlarla konuşacaktır” demektedir. Bunu İbn Cerir tahriç etmiştir.
Şia âlimlerinden et-Tabatabai de, Al-i İmran 3/46. ayetinden Hz. İsa’nın nüzulünün çıkarılabileceğini belirtmiştir.
Halil Herras’a göre, Hz. İsa’nın doğduğunda konuşması mucize olduğuna göre, olgunluk yaşındaki konuşmasının da olağanüstü olması gerekir. Yoksa Hz. Meryem’e bunun müjde olarak bildirilmesini izah etmek mümkün olmaz. Öyleyse, Hz. İsa’nın
olgunluk çağındaki (kehlen) konuşması ahir zamanda, tekrar geleceği günlerdeki konuşması olmalıdır.
Ehl-i Kitabın, Ölümünden Önce Ona İman Edeceğiyle İlgili Ayet
وَإِنْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
Nisa 159
Nüzûlü kabul eden müfessirlerin delil olarak ileri sürdükleri bu ayet, Kitap Ehli’nin Hz. İsa’nın ölümünden önce mutlaka ona iman edeceğini vurgulamaktadır. Ayette geçen “kable mevtihi” ifadesindeki zamiri, Ehli Kitaba atfetmemiz durumunda ise mana, “Kitap Ehli’nden, ölmeden önce İsa’ya inanmayacak kimse yoktur” şeklinde olacaktır. Esasen burada müfessirleri meşgul eden husus da bu ihtimal olmuştur. Bu yüzden, ayette geçen “bihi ve mevtihi” ifadelerine ortak bir mana verememişlerdir.
Taberi bu zamirleri, Hz. İsa’ya atfetmiş ve sonra da şu manayı tercih etmiştir: “Hz. İsa yere inince, kendisine iman etmeyecek hiçbir Ehli Kitab yoktur.” Yine bazı müfessirler, ayette geçen iki zamirin de Hz. İsa’yı kastettiğini belirtmişler ve buradan onun nüzûlüne işaret çıkarmışlardır. Onlara göre mana “kıyamet yaklaştığı vakit, Hz. İsa diri olarak gökten yeryüzüne inecek ve Ehl-i Kitab’tan O’na inanmayan kalmayacaktır. Ortada sadece İslam milleti kalacaktır.”
Abdullah b. Abbas (r.a.) “Bu ayet, İsa b. Meryem’in ortaya çıkışına delildir” demektedir. Bunu Abd b. Humeyd ve Hâkim tahriç etmiştir.
Yine Abdullah b. Abbas (r.a.) Nisa suresi 159. ayet için şöyle söylemiştir: “Bütün Ehl-i Kitap Hz. İsa’nın ölümünden önce ona inanacaktır.” Bunu İbn Cerir ve İbn Ebi hatim tahriç etmiştir.3
Katade, ilgili ayetle ilgili olarak “İsa (a.s.) indiği zaman bütün dinler ona iman edecek ve o, kıyamet gününde de onlara şahit olacaktır. Muhakkak ki Hz. İsa Rabbinin risaletini tebliğ edip, nefsine kulluğu yerleştirmiştir” demektedir. Bunun Abdürrezzak, Abd b. Humeyd ve İbn Cerir tahriç etmiştir.
Zemahşeri (v. 538/1144) “Deccal çıktığında İsa (a.s) gökten inip onu mağlup edecektir. Böylece bütün Ehl-i Kitab Hz. İsa’ya inanmış olacaktır.” demektedir. İbn Kuteybe’ye göre ise, “Hz. İsa’nın Nüzûlü sırasında Ehl-i Kitab’tan hiç kimse olmayacak, ancak Hz. İsa’ya inanan tek bir millet olacak, bundan sonra da İsa (a.s) ölecektir.”
HADİSLERDE NÜZULÜ İSA
Hz. İsa’nın nüzûlü hadisesi temel hadis kaynaklarının çoğunda etraflıca zikredilmiştir. Ehli Sünnet, bu konudaki hadislerin çokluğundan dolayı bunların mütevatir derecesine ulaştığını kabul etmektedir. Söz konusu hadisler Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mace, Ahmed b. Hanbel, Hâkim, Taberânî, Bezzar ve Ebu Ya’la gibi meşhur muhaddisler tarafından tahric edilmiştir.
KÜTÜB-İ SİTTE’DEKİ RİVAYETLER
Kütüb-i Sitte’deki rivayetlerde belirtildiğine göre Hz. İsa,
Deccâl ortaya çıktıktan sonra,
Dımeşk’ın doğusundaki beyaz minareye sabah namazı vaktinde inecek,
Müslümanlar arasında adaletle hükmedecek,
haçı kırıp domuzu öldürecek,
cizyeyi kaldıracak,
hac ve umre ziyareti yapacak ve
nefesi kafirleri öldürecektir.
Lûd kapısında Deccâlı öldürdükten sonra
yedi veya kırk yıl yaşayacak,
Şam tarafından esen bir rüzgarın tesiriyle bütün müminlerle beraber ölecektir.
KÜTÜB-İ SİTTE DIŞINDAKİ RİVAYETLER
Kütüb-i Sitte dışındaki literatürde yer alan rivayetlere göre
İsa ruh ve bedeni ile göktedir, Hz. Peygamber miraç yolculuğunda onunla karşılaşmış
ve gökten inişini idrak etmeleri halinde kendisine selamını iletmelerini ashabına vasiyet etmiştir.
Hz. İsa bulut üzerinde Akabetü’l-Efike’deki beyaz köprüye inecektir.
Deccâli buzun erimesi gibi ortadan kaldıracak,
Müslümanların emîrine tabi olup arkasında namaz kılacak veya kendisi namaz kıldıracak,
onun devrinde Müslümanlar barışacak, kurtla kuzu birlikte yaşayacak, bereket ve bolluk olacak,
ölünce Medine’de Peygamberimizin kabri yanında veya Kudüs’te defnedilecektir.
RİVAYETLERİ ELE ALAN BAZI ESERLER
Nuaym b. Hammad, Hz. İsa’nın inişiyle ilgili yirmi iki hadis zikretmektedir.
İbn Mende, “Hz. İsa’nın Nüzûlüne ve Deccal’ı öldüreceğine inanmanın vücubu” başlığı altında konuyu incelemektedir
Sülemi, mevzumuzla ilgili on kadar hadise yer vermiştir
Suyuti ise, özel olarak bu konuyu işlediği araştırmasında, “Hadislerde ve âsarda Mesih b. Meryem’in Nüzûlü hakkında geçenler” başlığıyla altmış yedi hadis ve âsarı nakletmiştir.
Muasır âlimlerin çalışmalarına gelince, onlardan Sıddık el-Gumari, Nüzûl-i İsa ile ilgili olarak altmış bir hadisi kaydetmiştir.
Abdülkadir Ata bu konuya dair otuz dört, Muhammed Halil Herras on beş, Keşmiri ise yetmiş beş hadis toplamıştır.
TEMEL HADİS KAYNAKLARINDAKİ BAZI NÜZÛL-İ İSA RİVAYETLERİ
1- Ebu Hureyre’den nakledilen bir hadiste belirtildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“ Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, adaletli bir hükümdar olarak Meryem oğlu İsa’nın aranıza adaletli bir hâkim olarak ineceği, haç’ı kırıp, domuzu öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı vakit yakındır. O zaman mal öylesine çoğalır ki kimse onu kabul etmez. Ta ki, tek bir secde, dünya ve içindekilerden tamamından daha hayırlı olur.”
Buhari, Sahihu’l-Buhari, İstanbul 1992, Büyu’, 102, Mezâlim, 31, Enbiya 49; Müslim, Sahihu Müslim, İstanbul 1992, İman, 242-243; Tirmizi, Sünen, İstanbul 1992, Fiten, 21, 24, 59, 62; İbn Mace, Sünen, İstanbul 1992, Fiten, 33.
2. Ebu Hureyre’den rivayet edilen başka bir hadiste ise Allah Resulü şöyle buyurmuştur:
“ İmamınız kendinizden olduğu halde, Meryem oğlu (İsa) inince durumunuz nice olacak?”
Buhari, Enbiya, 49; Müslim, İman, 244-246; İbn Mace, Fiten, 33; Nuaym b. Hammad, Kitabü’l-Fiten, (nşr.: ve thk.: Süheyl Zekkar), Beyrut 1993, s. 351.
3. Ebu Hureyre, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
“Peygamberler birbirlerinin babaları bir, anneleri farklı kardeşleridir. Ben İsa b. Meryem’e insanların en yakınıyım. Benimle İsa arasında bir peygamber yoktur. O gerçekten inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın! O, orta boylu, beyaza çalar kırmızı renktedir. Sarıya boyalı iki elbise içindedir. Yağmur yağmasa da saçından su damlayacaktır. İnsanlarla İslam için savaşacaktır. (Hıristiyanların) haçını kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır. Onun zamanında Allah milletlerin hepsini helak eder. Sadece İslam kalır. Mesih-Deccal’ı helak eder. O da yeryüzünde kırk sene kalır, sonra vefat eder. Müslümanlar onun üzerine namaz kılar.”
Ahmed b. Hanbel, Müsned, İstanbul 1992, II, 406; Buhari, Enbiya 48.
4. Ebu Hureyre’den gelen başka bir rivayette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryem oğlu, hac ve umre yahut ikisini birden yapmak için mutlaka Fecc-i Ravha’da telbiye getirecektir.”
Müslim, Hac, 216; Hanbel, Müsned, II, 272, 540,Nuaym b. Hammad, Kitabü’l-Fiten, s. 351; Hâkim, Müstedrek, (thk.: Mustafa Abdulkadir Ata) Beyrut 1990, II, 595;
5. Cabir (ra)’den nakledilmiştir. Buna göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden bir taife hak üzere gelip ta kıyamete kadar devamlı olarak savaşacaklardır. O zaman İsa ibn Meryem de inecek; emirleri: “Haydi gel, bize namaz kıldır!” diyecek. Buna karşılık: “Kimimiz kimimizin emiridir. Bu, Allah’ın bu ümmetine bir lütfu keremidir” diyecektir.”
Hanbel, Müsned, III, 345, 384
6. Konuyla ilgili Abdullah b. Amr’dan gelen bir rivayet bulunmaktadır: “... Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:
“Deccal ümmetimin arasından çıkacak ve kırk (zaman) kalacaktır. (Kırk gün mü dedi, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum). Derken Allah(cc)) Meryem oğlu İsayı gönderecektir. O Urve b. Mes’ud gibidir. Deccal’ı arayıp helak edecektir. Sonra insanlar arasında yedi sene duracak; iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır. Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayır yahut iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak ve hepsinin ruhunu kabzedecektir.”1
Müslim, Fiten, 116.
7. Mücemmi’ b. Cariye el-Ensari demiştir ki: Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle dediğini işittim:
“Meryem oğlu İsa, Deccal’ı Lut kapısında öldürecektir.”
Hanbel, Müsned, III, 420; Tirmizi, Fiten, 62.
8. Huzeyfe b. Esid el-Gıfari şöyle dedi:
“Biz müzakere ederken Peygamber yanımıza çıkageldi. Ve “Neyi müzakere ediyorsunuz?” diye sordu. Ashab: “Kıyameti anıyoruz”, dediler. “Siz ondan önce on alamet görmedikçe, o kopmayacaktır” buyurdu. Ve dumanı, Deccal’ı, dabbeyi, güneşin battığı yerden doğuşunu, İsa b. Meryem’in inişini, Ye’cuc ve Me’cuc’u ve biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batacağını, bunların sonuncusunun ise Yemen’den çıkıp insanları haşrolunacakları yere sürecek bir ateş olacağını anlattı.”
Ebu Davud, Sünen, İstanbul 1992, Melahim, 12; Tirmizi, Fiten, 21.
KONU HAKKINDAKİ RİVAYETLERİN SAHABE VE TABİİN İSMİNE GÖRE DAĞILIMI
Ebu Hureyre (21) 20. Vâsile b. El-Eska (1)
2. Cabir b. Abdillah (7) 21. Amr b. Avf (1)
3. Huzeyfe b. El-Yeman (6) 22. Nafi’ b. Keysan (1)
4. Abdullah b. Abbas (5) 23. Abdullah b. Selam (1)
5. Abdullah b. Mesud (4) 24. Imran b. Husayn (1)
6. Abdullah b. Ömer (3) 5. Ebu’d-Derda (1)
7. Abdullah b. Amr (3) 26. Abdullah b. Muğaffel (1)
8. Enes b. Malik (3) 27. Abdurrahman b. Semura
9. Aişe (2) 28.Ebu Sa’id el-Hudri (1)
10. Huzeyfe b. Esid (2) 29. Ammar b. Yasir (1)
11. Abdullah b. Selam (2) 30. Keysan b. Abdillah (1)
12. en-Nevvas b. Selam (2) 31. er-Rabi’ b. Enes (1)
13. Sevban (1) 32. Sefine (1)
14. Mucemmi b. Cariye (1) 33. el-Hasen el-Basri (1)
15.Ebu Umame (1) 34. Ka’bu’l-Ahbar (1)
16. Seleme b. Nufeyl (1) 35. Amr b. Süfyan (1)
17. Osman b. Ebi’l-As (1) 36. Urve b. Ruveym (1)
18. Semura b. Cundeb (1)
19. Abdurrahman b. Cubeyr b. Nufeyr (1)
İNKAR EDENLER DİYORLAR Kİ:
Güvenirlilik açısından Abdullah b. Me’sud ve Enes b. Malik gibi birkaç sahabi hariç, rivayetleri nakledenlerin çoğunluğunun, Hz. Peygamberin çevresindeki arkadaşları olmadıkları görülür. Eğer bu konu, sübutu kesin ve dinen inanılması gereken zorunlu bir iman esası olsaydı; o takdirde, bu kadar önemli bir iman esasının, Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hz. Peygamber’in eşleri ve diğer pek çok önde gelen sahabe, özellikle dini kavrayış bakımından temayüz eden fakih sahabiler tarafından da sonraki nesillere tebliğ edilmiş olması beklenirdi.
Hz. İsa’nın inişi ile ilgili hadislere tenkidler getiren Hayri Kırbaşoğlu, bu konudaki rivayetlerin tahric edildikleri kaynakları, güvenirlilik bakımından önde gelen eserler olmayıp, sıhhati kuşkulu ve mevzu rivayetleri bünyesinde barındıran eserler olarak kabul etmektedir.
Hz. İsa’nın inişi ile ilgili hadislerin sıhhati hususunda karşıt görüşler vardır. Taberî (v. 310/922), Kadı İyaz (v. 544/1149), Aliyyü’l-Kari (v.1014/1605), İbn Kesîr (v. 774/1372), İbn Hacer (v. 852/1448), Kurtubî (v. 671/1272), Keşmirî ve M. Zahid Kevserî (v. 1371/1951) gibi âlimler, nüzûl-i İsa’ya dair rivayetlerin mütevatir olduğunu kabul ederken, M. Reşid Rıza ve Abdulkerim el-Hatib gibi bazı son dönem âlimleri bu görüşü reddederler. Ebu Reyye gibi bazı âlimler ise Nuzul-i İsa ile ilgili rivayetlerin, Hıristiyan ve Yahudi kültürünün izlerinin taşıyan mesihiyyat türü nakiller olduğunu söylemiştir.
Söz konusu rivayetleri tenkid edenlere göre bu haberlerin geneli, çağımız insanına hitap etmemektedir. Bunların ortaçağ dönemi insanına hitap ettiğine dair ipuçları, rivayetlerdeki birçok unsurun ortaçağa ait olmasından anlaşılmaktadır. O halde bu rivayetlerin günümüze ve gelecekteki nesillere hitap ettiğini söylememiz de biraz zordur
Hüseyin Atay, söz konusu meselede rivayet edilen haberleri değerlendirdiği ifadesinde, Hz. İsa’nın vefat etmiş olduğunu, dolayısıyla tekrar dünyaya gelmeyeceğini belirtmiştir. Atay, konuya kelamî açıdan bakıldığında, hadislerle iman esaslarının sabit olmayacağını, bu konuda veya başka bir konuda Kur’an’a ilave yapılamayacağını söylemektedir. Atay’a göre, Hz. İsa’nın ölmediği, göğe çıkarıldığı, kıyamet kopmadan Şam’daki minareye ineceği hususundaki nakiller, Hıristiyan kültüründen aktarılmıştır. Bu konudaki rivayetler, Hıristiyan mitolojisinin İslamlaştırılarak Müslümanların inançları arasına sokulmasından kaynaklanmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk de nüzûl-i İsa’yı kabul etmeyen ilim adamlarımızdan birisidir. Öztürk, konu ile ilgili olarak şöyle bir yorum getirmiştir: “…Bedenle göğe yükselme efsanesi, beraberinde bir yığın batıl inanışı getirmiştir. Hz. İsa tekrar yeryüzüne inecek, Mehdi sıfatıyla dünyayı düzene koyacak. Bunların hiçbirinin Kur’an’dan onay alması mümkün değildir. Bir konuda öne sürülen ve bir kısmı hadis diye sunulan sözlerin hiçbirine İslam vahiyleri açısında doğru gözüyle bakılamaz. Bunların tümü Hıristiyanlığın tekfir (redemption: Bir kişinin insanlığın günahlarına kefaret olsun diye ölmesi veya öldürülmesi) ve mehdilik (Messiah) inancının İslam literatürüne sızmasıyla vücut bulmuş beyanlardır. İşte Kur’an’ın dinine sokulan yalanlardan biri… Bu yalanın İslamın başına açtığı belayı dünyanın her tarafında içimiz sızlayarak seyrediyor ve temizlenmesi için mücadele veriyoruz. Dünyanın her tarafından fanatik Hıristiyanlardan şu sözü duymamız mümkün olmaktadır: “Sizin Peygamberiniz Muhammed iyi bir insandı, hizmetleri de olmuştur. Ama onun bütün görevi gelecek ahir zaman Mesihinin hizmetinde bir hazırlayıcı olmaktı. Nitekim sizin inanç sisteminiz bunu açıkça kabul etmekte ve İsa-Mesihin geleceğini söylemektedir. Siz neden resmi inancınıza ters düşecek Muhammed’i son peygamber ilan etmiyorsunuz?”
Çağdaş âlimlerimizden Yusuf Kardavi, “bir sözde asıl olan, onu zahirinden çevirecek belirli bir delil veya karine bulunmadıkça zahirine hamledilmesidir” kaidesini hatırlatmakta; “gayb âlemi ile ilgili konularda Müslümanın hadislere yaklaşımı nasıl olmalı?” sorusuna şu cevabı verir: “...Bu noktada Müslüman bir âlime düşen, ilim ehlinin ve kendilerine uyulan ümmetin selefinin kaidelerine göre onlardan sahih bir şekilde sabit olanlarını kabul etmesidir. Bunların, sırf yaşadığımız hayata ters düşmesinden veya normalde imkânsız görsek bile, aklen vukuu imkân dâhilinde olduğu müddetçe, yazdıklarımıza uyarak vukuunun uzak sayılmasından dolayı reddedilmesi caiz değildir...”2
İSLAM KELAMI AÇISINDAN NÜZUL-İ İSA MESELESİ
Ebu Hanife (v. 150/767), el-Fıkhu’l-Ekber’de “İsa (a.s.)’nın gökten inmesi sahih haberlerde varid olduğu üzere haktır” diyerek, İsa’nın nüzûlünün gerçekleşeceğini ifade etmiştir.
Maturidi (v. 333/944), Hz. İsa’nın tekrar gelmesi konusunda açık bir şekilde onun tekrar geleceğini ve Deccal’i öldüreceğini ifade eder.
Eş’ari (v. 324/935) de bu konuda ümmetin icmaı bulunduğunu savunur.3
İbn Hazm, Peygamberlerin sonuncusunun Hz. Muhammed olduğu konusunu ele alırken Nüzûl-i İsa’ya değinmiş ve Hz. Peygamberden sonra başka bir peygamberin gelmeyeceğini fakat Nüzûl-i İsa’nın bundan müstesna olduğunu belirtmiştir.
Abdülkahir el-Bağdadi (v. 429/1037) de Ehl-i Sünnetin birleştiği hususları sayarken “Onlar İsa’nın öldürüldüğünü reddederek, onun göğe çekildiğini kabul etmiş ve onun Deccal’in çıkışından sonra yeryüzüne inerek Deccal’i öldüreceğine inanmışlardır” ifadesini kullanmaktadır.
Pezdevi (v. 493/1109) aynı şekilde Nüzûl-i İsa’yı kıyametin alametlerinden birisi kabul ederek mitolojik anlatımdan kaçınmıştır.
Şehristani (v. 548/1153) de “İsa hariç Rasulullah’tan sonra bir peygamberin geleceğini söyleyen kâfirdir” diyerek Hz. İsa’nın geleceğini kabul etmiştir.3
İbn Teymiyye (v. 728/1327), Hz. İsa’nın ölmediğini ve ahir zamanda nâzil olacağını belirtmiştir.
Taftazani (v. 793/1390), Nüzûl-i İsa’nın imkân dâhilindeki işlerden olduğunu ve bu konuda Rasulullah’tan sahih haberler varid olduğunu beyan etmektedir. Ona göre, kıyamet alametleri hakkındaki hadislerin çokluğu ve bunları bize ulaştıran ravilerin adil ve sika oluşu, bu rivayetlerin kabul edilmesini gerektirmektedir. Taftazani’ye göre, bu konudaki hadisleri zahiri manalarına hamletmek muhal olmamakla birlikte, bunların te’vil edilmesi de mümkündür. O, şöyle demektedir. Hz. İsa gökten yere inecek, lakin Hz. Muhammed (s.a.v)’in şeriatına tabi olacak, zira Hz. İsanın şeriatı neshedilmiştir. Hz. İsa’ya vahiy gelmeyecek yeni ve asli hükümler de koyamayacaktır. O, sadece rasulullahın halifesi olacaktır.
Suyuti’nin (v. 911/1505) :Hz. İsa, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) izinden giden bir peygamber olmakla beraber, ahir zamanda önemli bir kıyamet alameti olarak dünyaya dönecek olan bir Müslüman müceddittir. Böylece zulümle dolu dünyayı da adaletle dolduracaktır.
Hz. İsa’nın döneceğini kabul edenler, bu inancın Hz. Muhammed’in son peygamber oluşu hakikatine ters düşmediğini ifade ederler. Zira bu inanca göre, Hz. İsa gökten inecek, ancak Hz. Muhammed’in şeriatına tabi olacaktır. Çünkü Hz. İsa’nın getirdiği şeriat neshedilmiştir. Bununla birlikte Hz. İsa’ya vahiy inmeyeceğinden yeni hükümler getirmesi de söz konusu olmayacaktır.
Ehli sünnet, Selefiye ve Şia bu konudaki hadislerin mütevatir olduğu ve Hz. İsa’nın nüzulüne inanmak gerektiği görüşündedirler.
Aliyyu’l-Kari’ye (v. 1014/1605) göre Hz. İsa’nın Nüzûlü kıyamet alametlerindendir. Nüzûl-i İsa’ya inanmak vaciptir. Zira bu konu, Hz. Peygamber ve sahabeden gelen bir takım haberlerle sabittir. Hatta Aliyyü’l-Kari konuyla ilgili rivayetlere mütevatir nazarıyla bakmaktadır.
Osmanlı’nın son dönem âlimlerinden Kevseri (v. 1371/1951) de Nüzûl-i İsa’yı savunmuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen (v. 1391/1971) de Hz. İsa’nın Nüzûlünü imkân dairesinde gerçekleşebilecek bir hadise olarak görmektedir.
Nüzûl-i İsa meselesi üzerinde teferruatlı bir çalışma yapan Mevdudi, konu hakkında şunları kaydetmektedir: “Mesihin ahir zamanda gökten yere inmesi meselesi, Müslümanların ta başlangıçtan bugüne değin üzerinde ittifak ettikleri bir meseledir. Bu mesele, Kitap, sünnet, ve icma-ı ümmete istinad etmektedir. Nüzûl-i İsa akidesinin, nübüvvetin son bulma akidesi ile çelişmeyeceğini kesin olarak kabul etmek gerekmektedir.
Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük de, nüzulü İsa konusunda ehli sünnetin görüşünü beyan etmektedir.
Son dönem kelam âlimlerinden birisi olan Abdullatif Harputî, kıyametin alametleri başlığı altında, büyük alamet olarak takdim ettiği Hz. İsa’nın nüzûlünün hak olduğunu uzun bir şekilde anlatır. “Her ne suret ve keyfiyet ile ref’olundu ise, ref’olunan İsa’nın Nüzûlü mümkün olup, nusûs ile ihbar buyrulduğundan dinde tasdiki vaciptir”
Fazlurrahman, bu inancın, hicri ikinci yüzyılda, Sünni akidenin içerisine girmeye başladığını ve bu inancın benimsenmesinde Şiilik ve Sufiliğin rolü olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre, söz konusu yüzyılda siyasi ve ahlak açısından çöküntüye uğramış halk kitlelerine teselli ve ümit vermek için bir takım kişiler tarafından kurtarıcı Mesih fikri ortaya atılmış ve İsa’nın ikinci defa yeryüzüne gelişi doktrini, zaman içinde Ehl-i Sünnet tarafından da benimsenmiştir.
Reşid Rıza (v. 1354/1935) şöyle bir yaklaşımda bulunmuştur: “Bu mesele, İsevî ruhun galebesi tarzında kabul edilmelidir. Nasıl ki Yahudiler dinlerini dondurup şekilciliğe büründüklerinde Hz. İsa gelerek onlara dinin manevi boyutunu, hukuk ilkelerinin etik yönlerini anlattıysa, kıyamete doğru da bu İsevî revizyon, din anlayışlarını -Yahudiler misali- donuklaştıran Müslümanlara dinin moral değerlerini, şeriatın etik yönlerini tekrar hatırlatacaktır. Burada söz konusu olan İsa’nın şahsı değil, getirdiği anlayışın tekrar açığa çıkmasıdır. Hz. İsa’nın Nüzûlü, insanların şekil ve zahirlere bağlı kalarak değil, dinin ve şeriatın özünü yaşadıkları dönemin adıdır. Hadislerin zahiri manaları bu şekilde bir te’vili reddeder gibi gözükse de tamamen iptal edecek düzeyde değildir. Çünkü bu hadisler mana itibariyle, yani nakleden kişi nasıl anlamışsa o şekilde nakledilmiştir.
Muhammed Hamidullah’a göre, Kur’an, Allah’ın Hz. İsa’yı kendisine yükselttiğini kabul edip açıklamakla beraber, onun yeniden yeryüzüne ineceğinden bahsetmemektedir. Fakat hadiste aynı mesele ele alınmaktadır. Hamidullah kısaca, “Gerçekten de böyle bir devirde İsa imamlık edemez; zira onun tebliğ vazifesi, Muhammed (a.s.)’ın resul olarak gönderilmesiyle esasen sona ermiştir” demektedir.
Abdülkerim el-Hatip, bu meseleyle ilgili olarak görüşlerini şöyle sıralamıştır:
1. İslam, Kur’an’da “Mesih bu dünyaya tekrar dönecektir” diye bir şey söylememiştir. Şayet bu, bir itikat konusu olsaydı, Kur’an bunu saklamaz, mutlaka açıklardı.
2. Bu konudaki rivayetler, mütevatir hadisler derecesine ulaşmamıştır. Bunun yanında bu rivayetlere, önceden Ehl-i Kitap olup, sonradan Müslüman olan bazı kimselerin sözleri de karışmıştır.
3. Şayet Mesih kıyametten önce tekrar yeryüzüne gelseydi, bunu insanlar açıkça görecekler, “binlerce yıldan beri asılan ve ölen Mesih işte burada!” diyecekler ve “yeniden dirilme” konusunda şüphesi olanlar kesin olarak inanacaklardı. O zaman imtihan prensibinin bir esprisi kalmayacaktı...”
Buraya kadar Nüzûl-i İsa konusundaki değişik görüşleri ortaya koymaya çalıştık. Bu noktada şunu hemen belirtmek gerekir ki eldeki nassların genel itibariyle üç şekilde yorumlandığı görülmektedir:
1. Selef âlimleri konuyla ilgili rivayetlerin zahiri manalarını esas alarak, Nüzûl-i İsa meselesini yorumsuz kabul etmişlerdir. Çağımız âlimlerinden bazıları da selef çizgisini aynen benimsemiş, yorum yapmaktan sakınmışlardır.
2. Bir kısım âlimler de nassları yorumlamışlardır. Gerekçeleri ise, sıhhati sabit olmuş şer’i bir nass ile akıl çelişiyorsa, yorumlanması gerekir. Nüzûl ile ilgili rivayetlerin zahiri manaları akla ters düşmektedir. Hz. İsa’nın bir insan olarak, cismiyle gökten inmesi, aklın sınırlarını zorlayan bir husustur. O halde nasslar ya reddedilecek veya yorumlanacaktır. Nassları reddetmeyenler meseleyi genel olarak iki şekilde yorumlamışlardır:
a) Hz. İsa’nın Nüzûlünü ilgili nasslarda asıl gaye, İsevi ruhun galebesidir. Yani şefkat, muhabbet, barış ve şeriatın temel gayesine yöneliş topluma hâkim olacaktır. Onlara göre, Hz. İsa’nın kendisi gelmeyecek, ruhunun sırrı olan söz konusu değerler yeryüzüne hâkim olacaktır. İslam dinin mensupları, şayet lafızların zahiri manaları üzerinde donup kalırlarsa, şeriatın ruhunu ve hikmetini ortadan kaldırmış olurlar. Kısacası, Hz. İsa’nın gelişi, insanların İslam şeriatının ruhuna sarılmaları demektir.
b). Bu nasslardaki asıl gaye, İslam-Hıristiyan ittifakıdır. Yani, Hz. İsa’nın Nüzûlü inancının, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki diyalog için bir köprü vazifesi göreceğine inanmaktadırlar. Başka bir deyişle, İsa’nın zuhuru ile hakiki İsevilik ortaya çıkacaktır.
3. Hz. İsa’nın Nüzûlü ile ilgili rivayetleri reddedenler konuyla ilgili farkı yorumlar yaparak genel olarak iki hususu öne sürmüşlerdir. Bunlar:
a) Bu inanç İslam dinine başka kültürlerden geçmiştir. Yani yabancı kültürlerin tesiri ile böyle bir inanç ortaya çıkmıştır. Bu iddiayı öne sürenlere göre, bu inancın ortaya çıkmasında Şiilik ve sufiliğin rolü olmuştur. Hicri ikinci yüzyıldan sonra insanlar siyasi ve ahlaki bakımdan hayal kırıklığına uğramıştır. Açlık ve ölüme terkedilmiş halk kitlelerini teselli ve memnun etmek isteyen ikinci yüzyılın vaizleri tarafından, Kurtarıcı Mesih fikri ortaya atılmıştır.
b) Hz. İsa’nın Nüzûlünün Hz. Muhammed’in “son peygamber” oluşuyla çelişkili olmasıdır.
Nüzûl-i İsa İnancının İtikadi Değeri ve Bu İnancı İnkâr Edenin Dini Durumu
Nüzûl-i İsa hakkındaki rivayetlerin mütevatir olduğunu savunanlar, onu, iman edilmesi gereken bir esas olarak görmüşlerdir. Hadislerin mütevatir değil de ahad olduğunu savunanlarsa, ahad haberlerin itikadi konularda geçersiz olduğu gerekçesiyle, buna iman etmenin vacip olmadığını ileri sürmüşlerdir
M. Saim Yeprem, “Kıyamet alametleri meyanında Hz. İsa’nın Nüzûlünü bildiren hadisler tek tek mütalaa edildiği takdirde kesin bilgi ifade eden ve inanmayı vacip kılan tevatür derecesine ulaşmamakla birlikte, bu mevzuda 100 civarında sahih hadisin varid olmuş bulunması, bir anlamda, manevi tevatür olarak mütalaa edilmesi sonucunu doğurmuştur.”
SAİD HAVVA : Hz. Mesihin ineceği, mütevatir rivayetlere dayanan bir inanç ilkesidir. Onu reddedenin küfrüne hükmedilir. Hz. Mesih, Peygamberimizin Şeriatı ile hükmetmesi üzere indirilir.
MAHMUT ŞELTUT
Ramazan Said el Buti’nin naklettiğine göre,
Kendisinden pek ayrılmayan Ezher Alimlerinden bazıları şöyle bir anekdot naklederler: Felç olan Mahmut Şeltut, ömrünün son günlerinde içinde nüzuli isayı reddetmek gibi şaz görüşlerinin olduğu kitab ve evraklarını yaktırmış ve bu itikaddan tevbe ettiğine onları şahit tutmuş ve ehli sünnet vel cemaat olan cumhurun akidesine dödüğünü ifade etmiştir.