Geri git   Diyanetforum Makaleler

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Oyunlar Makaleler Hutbeler Dualar Becayiş Haseki Dosya Yükleme Arama Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

   Hızır (a.s.)
Bu işlemi yapmaya yetkili değilsiniz Bu işlemi yapmaya yetkili değilsiniz Bu işlemi yapmaya yetkili değilsiniz Bu işlemi yapmaya yetkili değilsiniz Bu işlemi yapmaya yetkili değilsiniz Bu işlemi yapmaya yetkili değilsiniz
Çünkü bu kıssada Musa, zayıf ve aceleci tabiatlı insanoğlunun gaybi hakikatlerin ağırlığını taşıma kudretinden yoksun oluşunu, Bilge kul ise zanman ve mekan kaydından bağımsız aşkın kudretin gaybi hakikatlere ilişkin tümel külli bilgisini temsil etmektedi
   Makalenin Tümü

T.C.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

KAYSERİ EĞİTİM MERKEZİ

 

 

DERS:                                     HADİS ANLAM VE YORUM

DERS HOCASI: YASİN PİŞGİN

KONU:                         “HIZIR”

HAZIRLAYAN:   Tahsin Yurttaş (Kursiyer)

 

 

HIZIR

 

HIZIR HAKKINDA YAYINLANMIŞ BAZI KİTAPLAR

1.      Hızır - İlyas Kültü KABALCI YAYINLARI- Ahmet Yaşar Ocak

2.      Hızır Aleyhisselam'dan Dualar SULTAN YAYINEVİ- Ömer Faruk Hilmi

3.      Hızır Aleyhisselam KIRK KANDİL- Ramazan Hub

4.      Hızır ve Dostları IŞIK YAYINLARI- Safvet Senih

5.      Hadislerde Hızır-Gayb İlişkisi- Abdulkadir Evgin

 

HIZIR HAKKINDA HAZIRLANMIŞ BAZI TEZLER

1.      Ayet ve hadislerde Hızır (A.S.) Yücel Kızıler

 

2.      Kelam epistemolojisi ve Hz Musa-Hızır kıssası ışığında zahir batın ilişkisinin değerlendirilmesi Cafer Genç

 

 

3.      Halk anlatmalarında Hızır Pervin Ergun

 


4.      Hastanelerde insangücü planlaması ve Ankara Numune Hastanesi Hızır Acil Servisi'ndeki uygulamalar Azize Sönmez

 

HIZIRLA İLGİLİ BAZI SORULAR

 

- HIZIR KİMDİR?

- HIZIR PEYGAMBER Mİ YOKSA VELİ Mİ?

- HIZIR’A SONSUZLUK VERİLMİŞ MİDİR, HALA YAŞIYOR MU?

- HIZIR’IN SUÇSUZ BİR ÇOCUĞU ÖLDÜRMESİ CAİZ MİDİR?

- KURAN VE HADİSLERDEN HAREKETLE HZIR MUSA KISSASI NASIL ANLAŞILMALIDIR?

 

 

 

HIZIRLA İLGİLİ BAZI HADİSLER:

693 - Said İbnu Cübeyr anlatıyor:

"İbnu Abbas (radıyallahu anhüma)'a dedim ki: "Nevf el-Bekkâli, İsrailoğullarının peygamberi olan Hz. Musa (aleyhisselam), Hızır'ın arkadaşı olan Musa olmadığını zannediyor."

Bana şu cevabı verdi: "Allah'ın düşmanı yalan söylüyor. Ben Übeyy İbnu Ka'b (radıyallahu anh)'ı dinledim. Demişti ki: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan işittim, şunu anlattı:

"Musa (aleyhisselam) Beni İsrail'e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine, "insanların en bilgini kimdir?" diye soruldu: I: "Benim" diye cevap verdi. Cenab-ı Hak, "Allahu a'lem (yani en iyi bilen Allah'tır)" demediği için Musa'yı azarladı. Ve: "İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir" diye ona vahyetti.

Hz. Musa (aleyhisselam):

-"Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim? diye sordu. Kendisine:

-"Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır" dendi.

Dendiği gibi yaparak yola çıktı. Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbnu Nûn da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Musa (aleyhisselam) ve hizmetçisi (balık için olduğunu bilmeksizin) bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musa'nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu. Sabah olunca Hz. Musa (aleyhisselam) hizmetcisine: "Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk" dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı.

Hizmetçi:

-"Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti" dedi.

Musa (aleyhisselam): "Bizim aradığımız orasıydı" dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler.

İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Musa (aleyhisselam) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi. Hızır aleyhisselam ona:

-"Senin bu yerinde selâm ne gezer!"

-"Ben Musa'yım."

-"Benû İsrail'in Musa'sı mı?"

-"Evet."

-"Sen, Allah'ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah'ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin."

-"Allah'ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?"

-"Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?"

-"İnşallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim."

-"Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın!" dedi. Hz. Musa (aleyhisselam):

-"Tamam!" dedi.

Hz. Musa ve Hz. Hızır (aleyhisselam) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerin gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır (aleyhisselam)'ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar.

Hızır (aleyhisselam), gidip, geminin tahtalarından birini deldi. Hz. Musa (aleyhisselam) ona:

-"Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacaksın. Hiç de yakışık almayan bir iş yaptın!" dedi.

Hızır:

-"Ben sana, "benimle bulunmaya sabredemezsin" demedim mi?" dedi.

Hz. Musa:

-"Unuttuğum şey sebebiyle beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma!" ricasında bulundu.

Sonra bunlar gemiden indiler. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (aleyhisselam) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle başını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (aleyhisselam):

-"Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!" dedi.

-"Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin!" diye Hızır (aleyhisselam), Musa'ya çıkıştı. Hz. Musa:

-"Ama bu birinciden de şiddetli idi" dedi ve ilave etti: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın" dedi.

Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek bir şeyler istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (aleyhisselam) eliyle şöyle göstererek: "Eğilmiş" diyordu. Onu doğrulttu. Hz. Musa (aleyhisselam) ona:

-"Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun, dilesen ücret alabilirdin!" dedi.

Hızır (aleyhisselam), Hz. Musa'ya:

-"Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te'vilini haber vereceğim" dedi.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu ara ilave etti:

-"Allah Musa'ya rahmet buyursun. Keşke, Hz. Hızır'la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!"

Ravi devam ediyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Birinci (soru)su Musa'nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu göstererek Hz. Musa'ya, "Bak, dedi. Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın ilmi, Allah'ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir."

Buhari, Tefsir, Kehf 2, 3, 4, İlm 16, 19, 44, İcare 7, Şurût 12, Bed'u'l-Halk 11, Enbiya 27, Tevhid 31; Müslim, Fedail 170, (2380); Tirmizi, Tefsir, Kehf, (3148); Ebu Davud, Sünnet 17, (4705, 4706, 4707).

 

694 - Ebu'd-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), "duvarın altında onların bir hazinesi vardı" (Kehf, 82) âyetini açıkladı ve: "O hazine altın ve gümüştendi" buyurdu.

4314 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Hızır'ın Hızır diye isimlenmesi şuradan gelir. O, kupkuru beyazlamış ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste, altında derhal yeşerdi."

Buhari, Enbiya 27; Tirmizi, Tefsir, Kehf (3150).

 

7071- Rivayetlerin birinde şöyle geçer İbn Abbas ile el Hur b. Kays b. Hısn el-Fezari, Musa’nın sahibi hakkında tartıştılar. İbn Abbas onu çağırıp dedi ki ey Ebut Tufeyl, Biz arkadaşımla Musa’nın buluşmayı istediği arkadaşı hakkında tartıştık. Peygamber den onun hakkında bir şey duydun mu diye cevap verdi.

Onun şöyle buyurduğunu duydum. “Musa İsrailoğullarından bir topluluk içindeyken, bir adam gelip sordu. Senden daha bilgili birini tanıyor musun. Musa hayır deyince, Allah ona evet Hızır kulumuz vardır diye vahyetti. RUDANİ S. 332

7074- Onun rivayetlerinden: Balıktan biraz yenmişti. Üzerine hayat suyu damlayınca, balık hayat buldu. RUDANİ S. 332

 

7176 - Übey İbnu Ka'b radıyallahu anh'ın anlattığına göre: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Mi'rac gecesinde çok hoş bir koku hissetti.

"Ey Cibril bu güzel koku nedir?" diye sordu. O da anlattı:

"Bu mâşıta (berber) kadının, iki oğlunun ve kocasının kabirlerinin kokusudur. Bunların hikâyesi şöyledir: Hızır aleyhisselâm, Benî İsrail'in ileri gelenlerinden biriydi. Onun yol güzergahında manastırda oturan bir rahib vardı. Hızır oradan geçtikçe rahib önüne çıkar, İslâmı öğretirdi. Hızır büluğa erince babası onu bir kadınla evlendirdi. Hızır İslâmı hanımına öğretti ve bunu kimseye haber vermemesi hususunda söz aldı. Kendisi kadınlara yaklaşmazdı. Bu sebeple bir müddet sonra kadını boşadı. Aradan zaman geçince babası, Hızır'ı bir başka kadınla evlendirdi. Hızır ona da İslam'ı öğretti ve kimseye söylememesi için söz aldı. Bu sırrı o iki kadından biri tuttu, diğeri ifşa etti. (Böylece onun İslâm'ı yaydığı ortaya çıktı.) Bunun üzerine Hızır oradan kaçtı. Deniz ortasında bir adaya geldi. Odun kesmek için iki kişi oraya geldi ve onu gördüler. Bunlardan biri Hızır'ı gördüğünü gizledi, diğeri ifşa etti ve: "Ben Hızır'ı gördüm!" dedi. Ona: "Seninle beraber onu başka kim gördü?" denildi. O: "Falan kimse!" dedi. Ona soruldu ise de gördüğünü söylemedi. Onların dininde yalan söyleyen öldürülürdü. Zamanla bu sır tutan adam öbür sır tutan kadınla evlendi. Bu kadın, Firavun'un kızının başını tararken tarak elinden düştü. Kadıncağız: "Firavun helak olsun!" dedi. Kız bunu babasına haber verdi. Kadının kocasından başka iki de oğlu vardı. Firavun, onları da çağırttı. Bunları dinlerinden çevirmek için Firavun ısrar etti. Onlar direndiler. O zaman Firavun: "Öyleyse sizi öldüreceğim!"dedi. Karı-koca: "Bu, tarafınızdan bize bir ihsan olur!" diye merdane cevap verdiler ve: "Madem öldüreceksin hiç olsun bizi bir kabre koy!" dediler. O da öyle yaptı. Resülullah aleyhissatâtu vesselâm, Mirac'ta iken güzel bir koku duydu, Cibril aleyhisselâm'a bunu sordu. O da bu hâdiseyi anlattı."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİNASİ GÜNDÜZ, Din ve İnanç Sözlüğü

 

Halk arasında ölümsüzlük şerbeti içerek ölümsüzlüğe kavuşmuş olduğu umulmadık anlarda ortaya çıkarak insanlara yardım eden, bolluk ve bereket getiren olduğuna inanılan mitolojik şahsiyet.

Hızır düşüncesi, bazılarınca Kuran’da Musa ile bir yolculuk yapan ve Allah’tan verilen bir ilim ve rahmet sahibi olduğu belirtilen kişi ile ilişkili olarak görülür. Ancak Kuranda ismi zikredilmeyen bu kişinin Hızır niteliğiyle herhangi bir ilişkisinin olmadığı, yalnızca Allah’tan vahiy alan bir peygamber olduğu acıktır. Öte yandan Allah, Kuran’da açıkça hiç kimseye ölümsüzlük vermediğini, herkesin ölümlü olduğunu açık seçik şekilde ifade etmektedir bkz., ( Enbiya: 34-35).[1]

Fakat meseleyi daha çok irfani boyutu ile ele alan mutasavvıflar ister istemez Hızırın mitolojik boyutuna değinmek ve onun olağan üstülüklerini izhar etmek ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu bağlamda mutasavvıf Davud-u Kayseri Hızır hakkında şu tespitlerde bulunur.

 

DAVUD-U KAYSERİ (Ö. 1258)

Hızırın durumu: Kayseriye göre Hızır hayat suyundan içmiş ve ledünni ilmi kazanmış hakiki bir şahsiyettir. O kutsal bir ruhtur.

O, şeriat sahibi olmayan bir nebidir. Dolayısıyla Hızır, Musanın şeriatına tabi olan diğer İsrailoğulları peygamberleri gibidir.

 Cismani bedeniyle ölmüştür, fakat uhrevi bedenle yaşamaya devam etmektedir. Hızır, büyük ve küçütk pisliğe ihtiyaç duyan maddi, dünyevi bir bedenle artık mevcut değildir. Hızır, bir anda sayısız şekillerde ve çeşitli suretlerde hissi misali melekut ruhani ceberut alemlerinni hepsinde görünebileceği kudretle sıfatlandı.[2]

 

DİA, HIZIR MADDESİ

Hz. Mîisâ döneminde yaşayan, kendisine ilâhî bilgi ve hikmet öğretilen kişidir.

Arapça kaynaklarda hadır (hadr. hıdr) şeklinde yer alan ve Arapça menşeli oldu­ğu kabul edilen kelime Türkçe'de Hızır ve Hıdır biçiminde kullanılmaktadır.

Hadır "yeşil, yeşilliği çok olan yer" mânasındaki ahdar ile eş anlamlıdır. Bu mânadan ha­reketle nadir kelimesinin özel isimden zi­yade lakap ve sıfat olarak kabul edildiği söylenebilir. Nitekim bazı kaynaklarda Hı­zır'a bu ismin, kuru yerde oturduğunda altından otlarınyeşerip dalgalanması (Bu­hârî, "Enbiyâ'"', 29), cennet pınarından içtiği için bastığı her yerin yeşile bürün-mesi (Makdisî. III, 78] sebebiyle verildiği kaydedilmektedir.

Hızır ismi­nin menşei hakkında, yukarıdaki iddialara ilâve olarak Ahd-i Atîk'teyer alan "adı Filiz olan adam" (Zekarya, 6/12) inancının et­kili olduğu da ileri sürülmüştür (İA, V/l, s. 461).

Hızır'ın asıl adının İlya'nın Arapçalaşmış şekli olan Belyâ olabileceğini ileri sürmüşlerdir. An­cak başta Kur'ân-ı Kerîm olmak üzere ha­dis, tefsir ve tarih kitaplarında yer alan Hızır ve İlyâs tasvirlerine göre İlya ile İl­yâs aynı. Hızır ile İlyâs farklı kişilerdir; ay­rıca bunların birlikte hareket ettiklerine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Buna göre halk kültüründeki Hızır-İlyâs beraberliğini ifade eden Hıdrellez telak­kisinin sağlam bir temele dayanmadığı ortaya çıkar.

Hızır konusu başta Buhârî ve Müslim olmak üzere Tirmizî. İbn Mâce ve Ahmed b. Hanbel'in hadis kitaplarının çeşitli bö­lümlerinde geçmekte, bunlarda Kehf sü­resindeki bilgiler tekrar edildiği gibi baş­ka bilgiler de verilmektedir.

Sûrede yer alan kıssanın tefsiri mahiyetindeki riva­yetlerin birinde kaydedildiğine göre Saîd b. Cübeyr İbn Abbas'a, Nevf el-Bikâlî'nin Hızır kıssasında sözü edilen Musa'nın İs-râiloğulları'na gönderilen Mûsâ b. İmrân olmayıp başka bir Mûsâ olduğunu iddia ettiğini söylemiş, İbn Abbasda, "Allah'ın düşmanı yalan söylüyor" diyerek Übey b. Kâ'b yoluyla Hz. Peygamber'den gelen Mûsâ merkezli uzunca rivayeti nakletmiş-tir (Müsned, V, 1 17-1 19; Buhârî, "ilim", 44; "Enbiyâ3", 27; "Tefsir", 18/3; Müslim, "Fezâ'il", 170-173; Tirmizî, "Tefsir", 19/1).

Aynı konuyla İlgili ikinci rivayette kayde­dildiğine göre İbn Abbas'ın bir sorusu üzerine Übey b. Kâ'b, buradaki Musa'nın İsrâiloğullan'na gönderilen Mûsâ olduğu­nu ifade eden hadisi nakletmiştir (Müs­ned, V, 116-1 17. 122; Buhârî, "cİlim", 16, 19; "Enbiyâ5". 27; "Tevhîd", 31, Müslim. "Fezâ'İl", 174).

 

Her iki rivayette de belir­tildiği üzere Hz. Mûsâ, İsrâiloğullan'na hitap ederken kendisine insanların en bil­gilisinin kim olduğunun sorulması üzeri­ne "benim" diye cevap verip mutlak İlmin nezd-i ilâhîde olduğunu hatırlatmadığı için Allah tarafından kınanmış ve kendi­sinden daha bilgili Hadır adında birinin bulunduğu söylenmiştir.

Güvenilir hadis kaynaklarında yer alan Hızır'la ilgili haberlerin, ana hatlarıyla Kur'ân-ı Kerîm'deki çerçeveyi korumakla birlikte yer yer orada bulunmayan veya müphem olan bazı ayrıntılar içerdiği de görülmektedir.

Ayrıca yine hadislerde Kur'an'da adı geçen Musa'nın, yahudile-rin iddia ettiği gibi Mûsâ b. Mîşâ değil Mûsâ b. İmrân, yanındaki gencin Yûşa' b. Nün. ilâhî ilim ve rahmete mazhar kılı­nan sâlih kişinin de Hızır olduğu açıklan­makta ve Hızır İsrâiloğullan"nın eşrafın­dan biri olarak tanıtılmaktadır. Bu haber­ler içinde. Kur'an'daki bilgilere aykırı bir husus mevcut olmadığı gibi Hızır'ı tarih­te yaşamış sâlih bir kişi konumundan çı­karıp onun varlığını günümüze kadar de­vam ettiren olağan üstü bir şahsiyet oldu­ğuna dair bilgiler de bulunmamaktadır

Başta Buhârî. İbrahim el-Harbî. Ebû Hayyân el-Endelüsî. Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzî. Muhammed Abdürraûf el-Münâ-vî. Takıyyüddin İbn Teymİyye ve Süyûtî ol­mak üzere birçok hadis ve tefsir âlimi Hı­zır'ın hayatta olmadığını söylemiş; onun yaşadığına dair nakledilen haberler İb-nü'l-Cevzî, Ali el-Kârî, Muhammed Derviş el-Hût gibi hadis tenkitçileri tarafından reddedilmiştir

İbn Kayyim el-Cevziyye de Hızır'ın hayatına dair nakledilmiş riva­yetlerin hepsinin uydurma olduğunu ifa­de etmiştir {el-Menârü't-müntf, s. 67)

Hı­zır'ın hayatta olmadığını ileri sürenler onun öldüğüne dair Kur'an'a, sünnete ve akla dayanan çeşitli deliller zikretmişler­dir. Kur'an'ın. Muhammed'den önce bir­çok peygamberin gelip geçtiğini ve hiçbi­rine ebedî hayat verilmediğini (Âl-i im­rân 3/144; el-Enbiyâ 21/34), her nefsin ölümü tadacağını (Âl-i İmrân 3/185; el-Enbiyâ 21/35; el-Ankebût 29/57) bildiren âyetleri ve Hz. Peygamber'in vefatına ya­kın günlerde söylediği. "Yüz sene sonra bugün yeryüzünde yaşayanlardan hiç kimse kalmaz" (Buhârî, "cİlim", 41; Müs­lim, "Fezâ'ilü'ş-şahâbe", 219) sözünü de­lil getirmektedirler. İbn Kayyim ayrıca, bu konuda muhakkik ulemânın icmâının bu­lunduğunu söyleyerek onun yaşadığına ilişkin haberlerin doğru olmadığını deği­şik aklî delillerle ispat etmeye çalışmak­tadır [el-Menârü'!-münîf, s. 73-76). Son devir âlimlerinden Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsîve Kâmil Miras gibi müellifler de Hızır'ın her insan gibi öldüğü kanaatinde-dirler

İslâm âlimleri Hızır'ın peygamber, velî veya melek olduğu konusunda değişik gö­rüşler ileri sürmüşlerdir.

Onun nebî oldu­ğunu söyleyenler Allah tarafından kendi­sine rahmet ve İlim verilmiş olmasını (cl-Kehf 18/65). kıssada anlatılan işleri ken­diliğinden yapmadığı yönünde açıklama yapmasını (el-Kohf 18/82], vahiy ile yön­lendirilmesini, sahip olduğu bilgiler dola­yısıyla Musa'dan üstün bir konumda ta­nıtılmasını delil gösterirler.

Hızır'ın velî ol­duğunu kabul edenler ise ona verilen bil­ginin doğrudan Allah'tan gelen bir ilham olabileceğini söylerler.

İbn Teymİyye. Hı­zır kıssasını İleri sürerek velîlerin şeriatın dışına çıkabileceklerini söylemenin yanlış olduğunu kaydeder. Ona göre Hızır'ın Mû-sâ'nın şeriatının dışına çıkmadığı, yaptığı işlerin gerekçesini söylediğinde Mûsâ ta­rafından onaylanmasından anlaşılmakta­dır.

TASAVVUF ve HALK İNANCI. Kur-'ân-ı Kerîm'de anlatılan Hızır kıssası baş­langıcından beri en çok tasavvuf çevrele­rini ilgilendirmiştir. Bunun sebebi, kıssa­nın âdeta tasavvufun iki ana ilkesi olan ir­şadı ve ilm-i ledünnü temsil etmiş olma­sıdır.

Bu yorumda Hızır mür­şidi. Hz. Mûsâ müridi temsil etmektedir

Hızır'ın hayatta bulunduğunu söyleyen mutasavvıflar pek çok sûfî ve velînin, hatta sıradan kişilerin onu gördüklerine, kendisinden öğüt ve dua aldıklarına, bazı durumlarda Hızır'ın onlara yol gösterdiğine, yardımcı olduğu­na, ism-i a'zamı öğrettiğine dair birçok menkıbe rivayet ederler. Bunların en meş­huru İbrahim b. Edhem'in sahrada Hı­zır'ı gördüğünü, onun uyarısıyla zühd yo­luna girdiğini ve kendisinden ism-i a'za­mı öğrendiğini anlatan menkıbedir (Sü-lemî. s. 31, 34).

Gazzâlî de Hızır'la ilgili menkıbe­ler nakletmiştirf/hyâ1, IV, 245,257, 345).

Hızır genellikle ak sakallı, nû-rânîyüzlü, uzun boylu, merhametli, cana yakın ve tatlı dilli bir kimse şeklinde tarif edilmiştir. Bazan da yoksul, üstü başı da­ğınık, elbisesi kirli: kendisi hasta, zayıf. âciz, hatta zaman zaman nefret edile­cek kadar çirkin biri gibi görünür ve in­sanları dener; böyle perişan bir kişiliğe bürünerek sadaka ve yardım İsteyebilir. "Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil" sözü bu inancın eseridir.

Bu gün halk Hızır'ı görmek için genellikle bir yerde toplanır, baharın yeşilliğinde ona rastlayacağına inanır. Onun için bu güne Hıdrellez, Hızır'ın görüldüğüne ina­nılan bu yerlere de "hıdırlık" adı verilir (bk. hıdrellez). Bütün İslâm âleminde olduğu gibi Anadolu'da da hıdırlık ve Hı­zır adını alan pek çok cami. tekke, ziya­ret yeri, türbe, mezarlık, dağ. mesire ye­ri, akarsu ve köy vardır. Hızır'ın uğradığı­na inanılan bazı şehir. Kale ve cami kapı­larına "Hızır kapısı" denilir (Ocak, İstâm-Türk İnançlarında Hızır, s. 125; M, V/l, s. 463-469; Dihhudâ, XII. 607).[3]

 

 

KARADAVİ”NİN HIZIR HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

Kuran Sünnet ve muhakkik alimlerin görüşleri, Hızır’ın hayatta olmadığını gösteriyor.

Eğer Hızır bir beşerse ebedi olması imkansızdır. Çünkü kuran ve Sünnet beşerin ebedi kalmasını kabul etmiyor.

Şayet Hızır, bir peygamberse Hz. Musa’dan daha faziletli olamaz, yok eğer veli ise o zaman da Hz. Ebubekir’den daha faziletli olması beklenemez.

Ben bunları kendiliğimden yapmadım ifadesi onun Allah’tan vahiy aldığına ve nebi olduğuna delalettir.[4]

 

DR. MUSTAFA ÖZTÜRK,  MAKALE: “BİLGE KUL MUSA KISSASI VE İSLAM KÜLTÜRÜNDE HIZIR MİTOSU”, O.M.Ü. İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, 2003.

Kuran’ın zaman ve mekan unsurundan bağımsız ve son derece yalın bir anlatım düzeni içerisinde sunduğu bu kıssada bahsi geçen üç şahsiyetten yalnızca birinin açık ismi (Musa) zikredilmiş, diğer ikisinin, yani (Feta ve Bilgi Kul (abd)) ın isimleri tasrih edilmemiştir. Aynı şekilde kıssada geçen mecma-i bahreyn, kaya ve deniz gibi mekanlarıın coğrafi yerleri hakkında da en ufak bir ipucu verilmemiştir.

Hiç şüphesiz bunun en temel sebebi, daha önce de işaret ettiğimiz gibi, muhataba iletilmek istenen mesajın gereksiz ayrıntılarla perdelenmesini önlemek maksadıyla Kuran’da kronolojik ve tarihsel detay türünden malumata pek itibar edilmemiş olmasıdır.

Anlayabildiğimiz kadarıyla, Allah Teala bu kıssada, varlık alemindeki gerçekliklerin salt duyularla algılanan şekilde olmadığını, dahası, insanoğlunun algı ve bilgi düzeyinin, alemde olup bitenlerin, sadece gaybi alandaki gizli maksatlarla birebir örtüşmediğini ve nihayet bu gizli maksatların ancak mutlak gayba muttali olan aşkın varlık Allah tarafından bilinebileceğini anlatmak istemiştir.

Allah bu kıssada Bilge Kula izafe ettiği fiillerle birlikte, “Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 216) Mealindeki ayette anlatılmak istenen gerçeği yani “nesneler dünyasında olup biten olayların iç yüzünü idrak hususunda rasyonel ve mantıksal veriler yeterli değildir.” Tümel gerçeğini tikel örneklerle somutlaştırmıştır.

Bu anlayış esas alındığında tarihsel yön çok önem arz etmeyecektir. Nitekim M. Hamidullah da bu tarz kıssalarda mühim olan olayların gerçekten cereyan etmiş tarihi vakalar olup olmadığı değil, insanlara verilmek istenen derstir demiştir.

Kıssaya bu açıdan bakınca, Kuran’daki her ifade birimini normatif bir hukuk kodu gibi algılayan telakkinin yol açtığı, Hızır, hangi şeriata göre amel ediyordu. Günahsız bir çocuğu öldürmesi caiz mi değil mi. Caiz ise bunun had cezası olur mu. Tarzındaki fıkhi ve kelami tartışmalar üzerinde kafa yormaya da gerek kalmayacaktır.

Çünkü bu kıssada Musa, zayıf ve aceleci tabiatlı insanoğlunun gaybi hakikatlerin ağırlığını taşıma kudretinden yoksun oluşunu, Bilge kul ise zanman ve mekan kaydından bağımsız aşkın kudretin gaybi hakikatlere ilişkin tümel külli bilgisini temsil etmektedir.

Sonuç itibariyle gaybi alanla ilgili bu hakikatlerin keşfi insan aklına vazife olmadığı gibi, burada iletilmek istenen mesajı somutlaştırma kabilinden anlatılan hadiseler de şeri hukuk kapsamında yorumlanacak bir hüküm ihtiva etmez.

 

Kıssada adı geçen Musa’nın, İsrail oğullarına gönderilen Musa. B. İmran olduğunda ittifak eden İslam alimlerine göre, buradaki temel sorun, Musa’nın şahsiyetiyle değil risaletiyle ilgilidir. Yani sorun, haz. Musa’nın Hızır olduğu kabul edilen bu zatla yaşadığı olaylar dizisinin peygamberlik görevinden önce mi yoksa sonra mı olduğu sorunudur.

BİLGE KUL KISSASI

İslami gelenekte Kuran’ın “Ve orada (iki denizin birleştiği yer) katımızdan bir rahmet bahşettiğimiz ve nezdimizde kendisine ilim öğrettiğimiz bir kulumuza (abd) rastladılar.” şeklinde müphem bıraktığı bu kulun insan olduğu hususunda genel kabul oluşmuştur.

Ancak kul (abd) kelimesinin Kuranda insanların yanı sıra cinler melekler ve hatta diğer varlıklar için kullanıldığ göz önüne alındığ takdirde, bu kabulun tartışmaya açık olduğunu söylemek mümkündür.

Bu bağlamda Müfessir Maverdi Bilge Kulun bir melek olduğu ve Hz. Musa’nın bu meleğin sahip olduğu batın ilminden faydalanması için Allah tarafından gönderildiği şeklinde bir görüş ileri sürmüştür. Ancak bu görüş, Hz. Peygamberin Cebraille defalarca bir araya geldiğini kabul eden İslam alimlerince her nedense iltifat görmemiş ve hatta bazı alimler  tarafından son derece garip karşılanmıştır.

Hızır Nebi diyenler: es Salebi, Gazzali, İbnül Cevzi, İbnül Arabi, İbn Salah, Kurtubi, Nevevi, İbn Kesir, Ali el-Kari, (9 )

Hızır, Veli diyenler: Fahreddin Razi, Begavi[5] (2)

 



[1] Gündüz Şinasi, Din ve İnanç Sözlüğü, s. 171, Vadi Yay., Konya, 1998

[2] Bayrakdar, Mehmet, Kayserili Davud, ss. 61—63, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara, 1988

[3]T. D. V. İslam Ansiklopedisi, HIZIR maddesi, C. 17, ss. 406-412

[4]Karadavi, Yusuf, Çağdaş Meselelere Fetvalar, Terc.: Veysel Bulut, C. 1, s. 257-260, Tahir Yay., İstanbul, 1994

[5]Öztürk, Mustafa, “Bilgi Kul Musa Kıssası ve İslam Kültüründe Hızır Mitosu”, O.M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Samsun, 2003.

 

 
   Tüm Makale

Oylamalar: 0, Puanlar: 0, Oylama: 0.00
#46 Din-Düşünce
#110 tümünde
   Yazar Hakkında

Admin
Administrator
Makaleler: 20
Oylamalar: 0, Puanlar: 0
Oylama: 0.00/5
   Yazarın en çok okunan makaleleri
»MÜSLÜMANLARIN DİKKATİNE  
Kategori: Din-Düşünce, Tarih 11-29-2008
   En son yorumlar
   İlgili Makaleler
»Örnek Şahsiyet Hz. Muhammet (sav)  
Tarih 12-09-2008 Gönderen İ.H.ER.
»TERAVİH 20 REKAT MI DEĞİL Mİ TARTIŞMASI  
Tarih 02-28-2009 Gönderen rayiha
»YASAM IÇIN ÖNERILER  
Tarih 02-26-2009 Gönderen rayiha
»'Ya Rab! Bu Kulun Beni Terk Ttti. Aramızda Hükmü Sen Ver.'  
Tarih 02-26-2009 Gönderen rayiha
»Ruh Çağırma  
Tarih 01-11-2009 Gönderen İ.H.ER.

   Üye Menü


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:15 AM .


Version 3.8.0
2010 http://www.diyanetforum.com